29 Kasım 2016 Salı

Fotoğraf

Denen, parmağındaki yüzüğü diğer elinin parmaklarıyla döndürüyordu. Bu onun tikiydi. Yolda yürürken bile, ellerini vücudunun önüne getiriyor, sürekli yüzüğüyle oynuyordu.
Şimdi Bahçeli 7.Cadde'de bir kafede oturmuş yoldan geçenlere bakarak yine aynı hareketi yapıyordu.
Bardağından bir yudum daha çay içtikten sonra omzuna çapraz astığı çantasından rastgele bir kitap çıkardı.
Denen, takıntılı bir insandı. Çantasında en az beş kitabı olmadan asla dışarı çıkmazdı. İlk başlarda bir, iki derken son bir yıldır yanında beş kitaptan daha az kitap taşımaz hale gelmişti. Her gün çıkarken çantasını kontrol eder, eğer eksik kitabı varsa odalarda ayakkabılarıyla dolaşır, panik halde aradığını bulur ve aceleyle evden çıkardı.
Çok önemli bir karar arifesindeydi. Geçen ay evinde büyük bir temizlik yapmış, depo olarak kullandığı küçük tuvaletindeki eşyaları atmıştı. Bu eşyalar arasında küçük bir koli bulmuştu. Her taşındığında onu da taşımış ama hiç içine açıp bakmamıştı. Koliyi açtığında, içinde bir kaç adet eskiden kullandığı ama niçin atmadığını bilmediği eski cüzdanlarını, eski kimlik kartlarını ve öğrenciliğinden kalma bir sürü fotoğrafını bulmuştu. Bu fotoğrafların bazılarını sanki ilk kez görüyordu. Tamamı üniversite yıllarında çekilmiş iki yüzden fazla fotoğraf vardı. Hepsine saatlerce bakmış içlerinden tam seksen iki tanesini bir kenara ayırmıştı. Bu fotoğraflar iki hafta boyunca salondaki yemek masasının bir köşesinde öylece durmuştu. Geçen hafta bunları yanına almış, bir kargo şirketinde tam göndermek üzereyken vazgeçip çantasına koymuştu.
Tekrar bir yudum çay içtikten sonra, masanın üstündeki kargo poşetini eline aldı. Bir haftadır yanında taşıyordu. Bir kaç kez tersini düzünü çevirip tekrar masanın üzerine bıraktı. Az önce çıkardığı kitaptan rastgele bir sayfa açtı. Denen' in en önemli alışkanlıklarında biri de buydu. Önemli bir karar vermek üzereyken yanındaki kitaplardan birini alır rastgele bir sayfa açar ve orada vereceği karar için ipuçları arardı. En önemli takıntılarından biri de herkesin içinde olan fakat tanımlayamadığı paralel yaşantıları bir türlü kafasından atamazdı. Denen' e göre bir çok insan bu inanca sahipti ama onu tanımlamayı bilmiyordu. Bu düşünceler onda hastalık boyutunu almıştı.
Bardağından bir yudum daha çay içtikten sonra, eğer bir bardak daha çay içersem hayatımda ne gibi değişiklik oluşur diye düşünerek garson kıza başka bir şey istemediğini söyledi.
Şu andaki en büyük düşüncesi ise, bu paketi gönderirse, fotoğrafları bakan kişinin hayatında ne gibi bir değişiklik yaratacağı endişesiydi. Çünkü hayat akışı normal bir şekilde devam eden kişilerin hayatında bu fotoğrafları göndermekle dışarıdan bir müdahale yapacaktı.
Fotoğraflar üniversitedeki ev arkadaşına aitti. Mezuniyetinin birinci yılında trafik kazasında ölmüştü. Bu fotoğrafları ailesine göndererek onların hayatında bir değişiklik yaratacağından korkuyordu. Hayat döngülerinde normal olmayan bir sıçrama yaratacağı endişesini taşıyordu. 
Kitaptan rastgele açmış olduğu  sayfaya baktı.
"Otobüs çok kalabalıktı. Nefes almak neredeyse imkansızdı. Daha önce bu caddeyi beş dakikada geçer giderlerdi, Ancak yarım saattir bir durak gidememişlerdi. Kadın havalandırmak amacıyla açık tutulan kapıdan, diğer yolcuların arasından sıyrılarak kendisini dışarıya atmayı başardı. İner inmez az önceki hengameden kurtulduğuna sevinip, ilk sokağa döndü. Dar sokağın her iki tarafında kaldırımlar üzerinde masalar bulunuyordu. Birine oturdu. Gelen garsona kırmızı şarap getirmesini söyledi. Nefesi yavaşlamış, derinleşmişti. Sanki ağzından aldığı nefes önce ayak parmaklarına, oradan da saçlarına kadar gidip yeniden burnunda çıkıyordu. Rahatladığında yada doğru kararlar verdiğini düşündüğü her zaman bu duyguyu yaşardı.Hiç istemediği bir kişiyle buluşmak için otobüse binmiş, ite kakışa saatlerce trafikte beklemiş ve en sonunda kendisini şarap içerken bu dar sokakta bulmuştu. Ama şimdi yüzü gülüyordu. Doğru yerdeydi."
Denen, hesabı ödeyip, yerinden kalktı. Dışarı çıkıp, sokaktaki çöp kutusuna elindeki paketi attı.
Yüzü gülüyordu.

20 Kasım 2016 Pazar

Üç kez yineliyorsanız.




Söylediğiniz sözcükleri dinlemek için kendinize zaman ayırın. Eğer bir sözcüğü üç kez yineliyorsanız bunu bir kenara not edin. Bu sözcük artık sizin için bir kalıp niteliği kazanmıştır. Haftanın sonunda da oluşturduğunuz listeyi inceleyin, kullandığınız sözcüklerin sizin deneyimlerinizle nasıl uyuştuğunu görüp şaşıracaksınız.

Louis L. Hay / Düşünce Gücüyle Tedavi

19 Kasım 2016 Cumartesi

"BİR" likten kuvvet doğar.



Bir kadın akıl hastanesinde gezerken bahçede 100 tane akıl hastası için sadece 3 koruma görevlisi olduğunu görünce hayretle görevliye sorar:
-"Bu kadar çok delinin size saldırıp, zarar vermesinden, kaçmasından korkmuyor musunuz?"
Koruma görevlileri net bir cevap verirler:
-"Hayır, çünkü deliler birlikte hareket etmez."

"Birlikten kuvvet doğar."
Bazılarımızın ömründe bir kaç kez, bazılarımızın da bir çok kez kullandığı atasözlerinden biridir. Ben son zamanlarda kullandım mı hatırlamıyorum, ama eskiden birkaç kez kullanmışlığım var.
Sizin de öyledir mutlaka. Bazı atasözlerini biliriz ama günlük konuşmalarımızda hiç kullanmayız. Bu tercihlerimiz, iş hayatımızla ya da yaşadığımız hayatla ilişkili olsa gerek.

"Birlikten kuvvet doğar." atasözündeki "birlik" kelimesine takıldım bugün.

Buradaki birlik, "birlikte" olmak mı yoksa BİR olmak mı?


13 Kasım 2016 Pazar

Her gün bir mucize oluyor.



Her gün bir mucize oluyor. Sadece uzak ülkelerin köylerinde ya da dünyanın öteki ucunda bulunan kutsal bölgelerde değil, burada, kendi hayatlarımızda oluyor. Birdenbire gizli kaynaklarından çıkıveriyor, bir anda etrafı fırsatlarla donatıyor ve tekrar kayboluyorlar. Onlar günlük hayatımızın parlayan yıldızı adeta. Belki de azlıkları sihirli gözükmelerini sağlıyor; ama aslında onlar, gökyüzünde hızla geçip gidiyorlar hep. Onları, güneş ışığı gözlerimizi kamaştırdığı için, gündüz fark etmiyoruz; geceleri üstelik de sadece temiz, karanlık gökyüzünde doğru yere bakmayı bildiğimizde karşımıza çıkıyorlar.
Onların ne kadar olağandışı olduğunu düşünsek de , mucizeler, her gün bilincimizden hızla geçip gidiyorlar.

Yeter ki İste / Deepak Chopra

12 Kasım 2016 Cumartesi

Psişik



Evet, psişik olmak diye bir şey vardır. Sen öylesin ve herkes öyle. Psişik yeteneği olmayan kimse yoktur, bu yeteneği kullanmayan insanlar vardır. Psişik yetenek dediğiniz şey, altıncı duyunuzu kullanmaktan başka bir şey değil.

Tanrı ile Sohbet / Neale Donald Walsch

2 Kasım 2016 Çarşamba

Ziyan edilmiş mental enerji

Görsel: Abu Deresi / Abu Köyü / Fındıklı

Öncelikle bir şeyde anlaşalım Onları seviyorsun.Çoğunu. Onları harikulade şekilde kendine acımak ve üzerine ilgiyi çekmek için kullanıyorsun. Bazı anlarda hastalığını sevmediğin zamanlar da oldu. Çünkü çok ileri gittiler. Onları yaratmandaki amacın tahminin de ötesine gitti.

Şimdi artık bildiğin şeyler konusunda anlaşalım; tüm hastalıklar, kendi yarattıklarınızdır. Bugün geleneksel tıp doktorları bile, insanların kendilerini nasıl hasta ettikleri konusunda hemfikirler. Çoğu insan bunu bilinçsizce yapıyor. (Hatta ne yaptıklarının farkında bile olmadan.) Hastalandıklarında ise neye uğradıklarına şaşırıyorlar. Hastalıklarını kendilerini kendilerine yaptığı bir şey olarak düşünmek yerine, başlarına gelen bir şey olarak algılıyorlar.

Çünkü çoğu insan -sadece sağlık konusunda ve sonuçlarında değil- tüm yaşamlarını bilinçsizce sürdürüyor.

İnsanlar sigara içiyor ve neden kanser olduklarına şaşırıyor.

İnsanlar hayvanları yiyor, aşırı yağ tüketiyor ve neden damarlarının tıkandığına şaşırıyor.

İnsanlar yaşamları boyunca kızgın yaşıyor ve neden kalp krizi geçirdiğine şaşırıyor

İnsanlar; acımasızca ve büyük stres altında başkalarıyla rekabete girişiyor ve neden felç geçirdiklerine şaşırıyor.

Açıkça görülmeyen bir şey de,çoğu insan kendisini öldürecek kadar endişe içinde yaşıyor.

Endişe, nefretten sonra, insanın kendisine ölümcül zarar verdiği en kötü zihin aktivitesidir. Endişenin hiç bir amacı yoktur. Ziyan edilmiş mental enerjidir. Endişe aynı zamanda bedene müthiş zarar veren biyokimyasal reaksiyon yaratır. Hazımsızlıktan, kalp krizine kadar her türlü hastalığa neden olur. Endişe bittiğinde, sağlık bir anda düzelir. Endişe, Benimle bağlantısını bilmeyen zihnin aktivitesidir. Nefret, en zararlı zihinsel durumdur. Bedeni zehirler ve sonuçları düzeltilmeyecek kadar vahimdir.

Korku olduğunuz her şeyin tam zıddıdır. Bu yüzden mental ve fiziksel sağlığınızın tam zıddı sonuçlar yaratır. Korku büyümüş endişelerdir.

Endişe, nefret, korku, - anksiyete, acı çekme, sabırsızlık, hırs, tamah, anlayışsızlık, yargılama ve suçlama- gibi ürünleriyle birlikte bedene, hücresel boyutta saldırır. Bu koşullarda sağlıklı bedene sahip olmak imkansızdır.

Tanrı ile Sohbet / Neale Donald Walsch
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...