Dolu olan kabı doldurmaktır yaptığımız.

Çok zor doldurmak zaten dolu olan bir kabı. (Avatar Filmi 2009) 




Goethe’ nin bir sözüyle başlamak istiyorum. “Bir semtin sokak hayvanları sizden kaçmıyorsa orada yaşayın; çünkü komşularınız güzel insanlardır.” 


Bundan 8 yıl önceydi. Ankara’ nın gecekondularının bulunduğu bir semtinden ev aldık. Paramız buraya yetiyordu. O yüzden mecburen böyle bir tercihte bulunduk. Apartmanımızın sağında solunda terkedilmiş, yıkık dökük gecekondular bulunuyordu. Sokaklarında ise köpek çeteleri. Evet tam çeteydiler. Birkaç sokak ilerideki diğer köpek çetelerini bizim sokağa sokmazlardı. Kendileri de tek başlarına başka yere gidemezlerdi. Hele bir tanesi yanlışlıkla bizim sokağa girsin, 20 köpek kovalardı vallahi. 

Mutfak balkonumuz ve terasımız, daha sonradan 3 tane apartman dikilen terkedilmiş gecekonduların bulunduğu yere bakıyordu. Bu gecekonduların arka kısımlarında bahçeleri vardı. Her bahçenin içinde 4-5 tane ağaç, çalışmayan tulumbalar ve bostan için ayrılmış alanlar vardı. Bazen mutfak balkonundan bazen de terastan sürekli bu evleri seyrederdim. Doğal olarak…manzaran buydu diyeceksiniz ama seyretme nedenim bu değildi. Mütaahitler ileride apartman yapacakları için herhangi biri gelip evde yaşamasın diye evlerin çatılarını yıkmışlardı. Yukarıdan bakıldığında evlerin odaları, mutfakları, tuvaletleri görünüyordu. Bu evleri seyrederken hep içindeki yaşanmışlıkları hayal etmeye çalışırdım. Yazın bu küçük ama güzel bahçelerde neler yapıyorlardı acaba. Dalar giderdim. 

Neyse köpek çetemize geri dönelim. Sıcak bir yaz gününde yine bu gecekonduları seyrederken bahçesinde tam 21 tane köpek saydım. Her biri bir ağaç gölgesinde ya da bir duvar kenarında uyuyordu. Uyuyacaklar ki akşam bizi uyutmayacaklar sabaha kadar havlayacaklardı. Bu çetenin bir kısmıydı. Diğerleri devriye görevi yapıyordu. Bu küçücük bahçe muazzam bir görev yapıyordu sokağımızda. Öncelikle çetenin dinlenme ve uyuma alanıydı. Sabahları kuşların toplanma noktasıydı. Bazı sabahlar bülbül sesiyle uyanırdım. Bir keresinde bu bahçedeki kurumuş bir ağacın üzerinde ağaçkakan gördüm. Hemen fotoğraf makinamı alıp, birkaç fotoğrafını çektim. İlerleyen günlerde başka bir ağaçkakan görmüş, onun da fotoğraflarını çekmiştim. (Yazımı bitirdikten sonra bu fotoğrafları eski bilgisayarımdan arayacağım. Bulabilirsem yazımın sonuna eklerim.) Ağaçkakan doğa hakkındaki görüşlerimi güzel bir gözlemle geliştirmişti. Eskilerin doğadaki her şey çok önemlidir sözünü o güne kadar tam olarak özümsememiş olduğumu fark etmiştim. Bahçedeki bu kuru ağaç üzerine her gün yüzlerce kuşu çekiyordu. Ağacın gövdesindeki kurtlar ve böcekler onlar için tam bir besin kaynağıydı. Doğadaki kurumuş ağaçların yaşayan ağaçlar kadar önemli olduğunu öğrenmiştim. Doğaya dokunmamak gerekiyordu. 

Köpek çetesine de… 

Bazı günler sokakta yürürken bu çeteyle karşılaşıyordum. Korkuyla başımı öne eğiyor, usulca yürüyor, yanımdan geçip gidinceye kadar onlarla göz göze gelmemeye çalışıyordum. Eşimle evliliğimizin ilk günlerinde onun köpeği de bize gelmişti. Uzun bir süre köpekli bir aileydik. Ama o bizim köpeğimizdi bunlar ise sokağın. Bunlardan tam olarak korkmasam da gecenin bir saati sokakta onlarla karşılaştığımda ürperiyordum. Bir de gazetelerde, televizyonlarda, sokak köpekleri bir çocuğa saldırdı, sokak köpekleri bir genci öldürdü gibi haberleri okuyunca tedirginliğim daha da artıyordu. Korkumun asıl sebebinin küçükken köpeklerin kovalaması, komşunun köpeğini severken birden elimi ısırması gibi nedenlerden kaynaklandığını düşünüyordum. Yıllar geçti köpek çetemizin yavruları ebeveynlerinin yerine liderliği aldı. Tabii en çok yarayı da. Bazı günler topallıyor bazı günler de kulağında sırtında yaralar gözüküyordu. Diğer çetelerden kalan izler. Artık sokakta bu çeteyle karşılaştığımda eskisi gibi tedirginlik duymuyordum. Çünkü yıllar içerisinde hiçbir zararını görmemiştim onların. Köpeklerin derdi yemek bulmak, uyumak ve yaşam alanlarını diğer köpeklerden korumaktı. Yani sadece yaşamak istiyorlardı. İnsanlarla uğraşmıyorlardı. Mahallemizdeki insanlarda onlarla uğraşmıyordu. Hatta bazıları torbalarla köpek mamaları alıp, boş arazilere bırakıyorlardı. Tencerelerle yemek taşıyanları bile vardı. Ne bir köpeğe taş atan ne de elindeki sopayla kovalayan bir insan görmedim. Onlarda bizden korkmuyorlardı. Diğer köpek çetelerine dişlerini gösteren bu köpekler yanımdan koyun sürüsü gibi sakince geçip gidiyordu. Goethe’ nin dediği gibi mahallemizdeki insanlar iyi insanlardı. Çünkü hiçbir köpek bizden kaçmıyordu.

Hiç yorum yok: