Bu gök kubbe altında söylenmemiş söz yoktur



Cicero: "Bu gök kubbe altında söylenmemiş söz yoktur" demiş.
İngilizlerin meşhur bir deyimi vardır. "Nothing new under the sun"
Güneş altında söylenmemiş söz yoktur. 

Şimdi yazdığım ve şu anda senin aklından geçen her şey daha önce ya söylenmiş ya da düşünülmüş. Sözün özü bu. Bu da beni her zaman adını duyduğumuz evrensel düşünce (kolllektif düşünce, kozmik düşünce, kozmik zihin vb..) kavramına götürüyor. 

Yıllar önce bir kitapta okumuştum. İnsan beyni düşünce üretmez, kollektif bilinçten düşünceyi alır ve kullanır diye. Tekamül düzeyi evrenden alacağı düşünce frekanslarını belirler yazıyordu kitapta. Frekansı yüksek olan kişiler yüksek düşünce kalıplarını frekansı düşük olanlar ise düşük düşünce kalıplarını kullanırlarmış. 

Yine adını hatırlayamadığım bir kitapta ise insan öldükten sonra ruhu bedenden ayrılır, düşüncesi ise evrene aktarılır diye okumuştum. 

Peki düşündüğümüz her şey, daha önce düşünülmüş, daha önce söylenmiş ise, biz neyi düşünüyoruz, neyi yazıyoruz, neyi konuşuyoruz. Beynimiz ne işe yarıyor. Gerçekten Cicero’nun dediği gibi mi her şey? Acaba bu sözün anlamı gerçekten bu mu? 

1954 yılında genç bir fizikçi olan Hugh Everett çoklu dünyalardan bahseder. Dünyada yaşadığımız büyük tarihsel olayların farklı sonuçlarının farklı evrenlerde yaşanmış olabileceğini ve buna benzer paralel evren senaryolarını ilk kez gündeme getirir. Paralel evren hakkındaki tezleri ilk okuduğumda bu adlandırmanın eksik olduğunu düşünmüştüm. Çünkü paralel evreni ya da paralel dünyaları arkadaşlarımla tartıştığımda şunları fark ettim. İnsanlar paralel evrenin/dünyanın varlığına inanıyor ancak bu olayların sınırlı sayıda ve farklı dünyalarda gerçekleştiği düşüncesine kapılıyorlardı. Ben ise paralel evren/dünya yerine paralel hayatların olduğunu bunun farklı bir mekan ya da faklı bir zamanda ve sınırlı sayıda olmadığını hayal etmelerini söylüyordum. Ancak evrenin sınırsız olduğu ve sürekli büyümekte olduğu yönündeki bilimsel görüşler, farklı dünyalar ya da farklı evrenlerde paralel/çoklu yaşamları daha olası kılıyordu. 

Bu yıl okuduğum bir yazı ise yüzümde tatlı bir gülümseme oluşturdu. 
“Hertog ve Hawking'in yeni makalesinde, uzayın farklı fizik kanunlarının geçerli olduğu 'cep evrenleriyle dolu olduğu' teorisi yerine, bu alternatif evrenlerin birbirinden çok da farklı olmayabileceğini ortaya koyuldu.” 

Yani alternatif evrenler, aynı zaman ve mekanda olabilir diyordu makale. Sınırsız depolama kapasitesine sahip bir bilgisayara ne kadar film kaydederdiniz? Tabii ki sınırsız. Açıklamaya çalıştığım şey tam anlamıyla şu. Dünyada 8 milyar insan olduğunu düşünün. Bu 8 milyar insanın hayatı boyunca yaşadığı birçok olayın, farklı sonuçlarla ve farklı bir hayatta yaşanmaya devam ettiğini ve bunun sayısının da milyarlarca olduğunu düşünün. 8 milyar insanın milyarlarca çoklu hayat yaşadığını düşünün. Unutmayın evren sınırsız bir depolama kapasitesine sahip. Daha da ileri gidelim. Her bir dakikanızda milyarlarca farklı sonuçları olan ayrı bir paralel evren yarattığınızı hayal edin. Bir saat içinde yaşadığınız her dakika için milyarlarca çoklu/paralel hayat…Ve bingo. Bu hayatların her birinde yarattığınız düşünceleri, duyguları…Aklınızın sayamayacağı kadar düşünce… 

Birazda son zamanlarda sıkça konuşulan zaman kavramından bahsetmek istiyorum. Zamanın geçmişte ve gelecekte aynı anda yaşandığı zaman kavramından. Einstein bu konuda “Geçmiş, şimdi ve gelecek arasındaki ayrım sadece bir yanılsamadan ibarettir, ne kadar kalıcı olsa da” demiştir. Düşünsenize bütün zamanlar şu anda, aynı anda yaşanıyor. Şu an, geçmiş, gelecek ve tüm paralel/çoklu hayatlar…Hepsi şu anda yaşanıyor. Ya da geçmişte ya da gelecekte. 

İki cümleyle özetlersem: Paralel/çoklu hayatların varlığı. Tüm zamanların aynı anda yaşanması. 

Şimdi Cicero’ nun sözü yerli yerine oturuyor. "Bu gök kubbe altında söylenmemiş söz yoktur"

Hiç yorum yok: