Yirmi yedi yıl sonra görüşürüz.




Üniversite birinci sınıftaydım. 91 yılının baharıydı. Bahçede sırtüstü çimenlerin üzerine uzanmış, yukarıdaki ağacın yapraklarını sayıyordum. Bir, iki, üç…
Yanımdan geçen üç kişiye başımı çevirerek baktım. Aynı sınıftaydık. Birbirimizi görmezden gelmeye alışmıştık. Selamsızdık, sınıfın diğer yarısıyla olduğu gibi. Onlar yürümeye, ben saymaya devam ettim. Dört, beş, altı, yedi….
Birden yapraklar üzerime düşmeye başladı. Sanki ağacın kocaman gövdesini bir dev sallıyordu. Toprak titredi. Gözlerimi kapattım. Bir şeylerin hızla akıp gittiğini hissettim. Zaman.
2018 yılının sonuydu. Meyhanenin önündeydim. Taksiden inerken şoföre hemen gitme yanlış gelmiş olabilirim dedim. Yanlış gelmemiştim. Aklımdaki soruya yanıt bekliyordum. Acaba içeri girmeli miydim? Aradan geçen yirmi yedi yıl sonra ne anlamı vardı. Üstelik bu tür buluşmaları hiç sevmezdim. Hayatımı birbiriyle kafa kafaya gelen, sonrada yoluna devam eden karıncalar gibi yaşamıştım. Belki de bu yüzden hiç dost edinemedim.
Acaba taksiye geri dönüp, başka bir yere mi gitmeliydim? Elimle şoföre gitmesi için işaret ettim.
Meyhanenin müziği dışarıdan duyuluyordu. Candan Erçetin’ in Gamsız Hayat şarkısı çalıyordu.
Sormayın neden bu durgunluğum
Görmeden kuytu yaralarımı
Sormayın neden bu huysuzlugum
Bilmeden saklı duygularımı

Masada dört kişi vardı. Sıcak bir tokalaşma ile merhabalaştık. Önce isimleri hatırlamaya çabaladım, sonrada anıları yakalamaya.
Sandalyeye otururken aklımdan sadece şu soru geçiyordu.
Doğru yerde miyim?
Üniversitede iki yıl kaybetmiştim. Her parçam ayrı bir sınıfta kalmıştı. Esmer yıllardı o yıllar. Ne kara, ne beyaz. Ne iyi, ne kötü, ama çirkin.
İlerleyen zamanda dokuz kişi olduk. Bazılarıyla birlikte okuduğumuz süre içinde hiç konuşmamıştık. Hatta selamlaşmamıştık bile. Aynı masada kalem tutmuşluğumuz yoktu, şimdi ise kadeh tutuyorduk.
Başımı kaldırıp, herkesin yüzüne tek tek bakıyordum. Gülüşler, mimikler, hatta baş çevirişler bile aynıydı. Zamanı kandırmışlar, kendilerinde bir şeyleri saklamışlardı. Gelip geçen yıllar, gözlerine dokunmamıştı.
Elimdeki kadehi yudumlarken, masada uçuşan isimleri hatırlamaya çalışıyordum. Hayat bazılarının yakasından, bazılarının ise omzundan tutmuştu.
Derin bir nefes aldım, ne hissediyorsun diye sordum kendime?
Harika.
Doğru yerdeydim. Sevmiştim bu buluşmayı.
Sıcak bir sarılmayla vedalaştık.
Taksinin radyosunda Sıla çalıyordu. Biraz sesini açmasını istedim şoförden.

Zamanı, vakti var derken o gün geldi çattı
Açtım gül kokan, gül kurusu bakan o eski sandığı..
Davetsiz bu hayatın mutlaktır oyunları
Kaybettik mi yoksa kazandık mı? Ben sustum cevabını..
Evimde hem de baş köşede yerin var, sakladım!

Bu akşam sarhoş olmuştum, ama içtiklerimden değil anılarımdan.
Başımı koltuğa yasladım, gözümü kapattım. Şoför o halimi görünce camı açtı. İçeriye serin bir rüzgar girdi.
Gözlerimi açtım. Ağacın yapraklarını saymaya devam ediyordum. Sekiz, dokuz, on…
Doğrularak çimenlerin üzerine oturdum. Bizim sınıftan iki kız geçiyordu yine. Selamsız olduklarımdan. Göz göze gelince, merhaba diyerek el salladım. Şaşırmışlardı. Birbirlerine bakıp, bu şimdi bize niye selam verdi ki edasıyla, başlarını öne eğip gittiler. Ayağa kalkıp, arkalarından kısık sesle,
Yirmi yedi yıl sonra görüşürüz dedim.




1 yorum:

Gölgem dedi ki...

yaşamak zaman ve mekana bağlı değil. 27 yıl sonra bile olsa..