4 Mart 2017 Cumartesi

Az mıyım? Çok muyum? Var mıyım? Yok muyum?

Kanada' da 1992 yılında Leonard Cohen ile yapılan bir röportaj'da Cohen'e kim olduğu sorulur?
Geçtiğimiz yıl kaybettiğimiz Cohen;

"Ben bir romancı değilim. Bir şair değilim. Sonunda insan başka bir şey yapmayacağını anlıyor. Sosyal bir harekete liderlik yapmayacaksınız. Neslinizin aydın yüzü olmayacaksınız. Olabileceğinizi düşündüğünüz birçok şeyi olmayacaksınız. Günün güzel zamanlarında masanın önünde oturan ve kötü zamanlarında halının üzerinde yuvarlanan kişi olacaksınız. Yaptığınız bu. Popüler pazar için şarkılar yazıyorsunuz...Belki bir süreliğine kalıcı olacak bir rüyanız var." der.

Bu satırları yazarken radyoda çalan bir şarkı, o sözleri buraya yazamama neden olur.
"Az mıyım çok muyum var mıyım yok muyum ben kimim. Masal mıyım gerçek miyim kaç mıyım göç müyüm hiç miyim suç muyum ben kimim" 
Candan Erçetin devam eder,
"Geçimsizim bu günlerde
Kimsesizim bu yerlerde
Değersizim bu ellerde
Çaresizim doğduğum yerde
Gölgesizim her gün her yerde."

Son söz kulağımda tekrar yankılanır. "Çaresizim doğduğum yerde". Halbuki biz insanlar en çok doğduğumuz yerde ölmek isteriz. Kendimizi doğduğumuz yere ait hissederiz. Orada güvenliyizdir.

Şarkı biter, soru zihnimde dolaşmaya devam eder. "Ben kimim?"

Aklıma hiçbir şey gelmiyor. Acaba bu kadar mı kendimi tanımıyorum? Sen Ankara'da yaşayan, İzmir'de doğmuş bir adamsın diyorum kendime. Eeeee. Sonrasında. İşte öyle yaşayıp gidiyorsun diyorum içimden. Başka bir şeyde gelmiyor kendimi tanımlayan.

Sonra Mevlana' nın Ben Kimim şiirini okuyorum.

Toz zerreleriyim ben
 gün ışığında.

 Güneşim 
 yusyuvarlak.

 Toz zerrelerine derim, 
“Kal.”

Güneşe derim, “Hareket et, 
 durmadan.”

Sabah sisiyim ve akşamın
 nefesiyim.

 Bir kavaklığın tepesinde rüzgâr
 ve sarp bir kayalığın üstüne çarpıp kırılan dalgalar.

 Orta direk, dümen, dümenci, 
 ve tekne omurgası,

mercan kayalığıyım aynı zamanda da 
 onların saplanıp kaldıkları.

Bir ağacım ben talimli bir papağanla dallarında.
 Sükut, düşünce, ve seda.

 Bir neyin içinden gelen ahenkli hava,
 bir taştan sıçrayan kıvılcım, bir titreme metalde.

 Hem mum,
 hem de onun etrafındaki deli pervane.

 Gül, 
 ve bülbül kaybolan güzel kokunun içinde.

 Varoluşun bütün sınıflarıyım, ve dönen samanyolu,
 evrimsel akıl.

 Kalkan ve inen.
 Olan ve olmayan.

 Sen
 Celâlettin’i bilen,

 sen 
 hepsinin içinde bir tane,

 söyle 
 ben kimim.

 Söyle
 BEN SENİM.

 (Çeviren: Vehbi Taşar, 31 Aralık, Sayfa 407, “A Year With Rumi, Daily Readings” Coleman Barks 
 with John Moyne, Nevit Ergan, A.J. Arberry, Reynold Nicolson, and others,
 HarperSan Francisco, 2006) (http://arsiv.mevsimsiz.net/y-6794/SOYLE_BEN_KiMiM._Mevlana)

Bütün bunların ötesinde insan kendisini tanımlamakta zorlanıyor diye düşünüyorum. Herkes hakkında konuşur da insan kendi hakkında konuşmaz bir türlü. Kendisini herkese anlatır da kendisine anlatmaz hiç.

Eski Yunan' da Delphi Tapınağı' nın girişinde "Know Theself" (Kendini Bil) yazdığı söylenmektedir. Socrattes' ın sözüdür. Platon seni sen yapan şey ruhdur demiş. Descartes ise bilinçdir demiş. Bunu daha da irdelersek birçok eski filozof ve son dönemin ünlü düşünürlerden birçok güzel söz okursunuz bu konuda.
Ama hiçbir size yardım etmez sadece onların ne dediğini öğrenirsiniz. Ama bu sözlerin hiç birinde "Ben kimim?" sorusunun yanıtını bulamazsınız. Çünkü o surunun yanıtı dışta değil içtedir.

Uzun yıllardır kendime sorduğum bu sorunun yanıtı nihayet bu satırları yazarken kulağıma fısıltı şeklinde geldi.


Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...