19 Şubat 2017 Pazar

Sezgin Kaymaz

Sezgin Kaymaz' la yapılan Kitap Ağacı Ankara toplantılarından birinde, bir soru gelir,

"Kitaplarınızdan filmi çekilen oldu mu?"

"Bu yönde çalışmalar oldu ama sonuçlanmadı."

Konu kitapların senaryolaştırılmasına gelir.

"Bazı kitapların senaryoları kitabı yansıtmıyor, kitabı okuduğunuzda filminden çok farklı geliyor ya da tam tersi okuduğunuz bir kitabın filmini izlediğinizde alakasız bir film izlemiş gibi oluyorsunuz. Sizin kitaplarınız da senaryosunda çok farklı çok değişik şeyler olursa tepkiniz ne olur." sorusuna;

Sezgin Kaymaz,

"Valla bunu çok düşünmedim. İşin aslı ben kitabımı yazar bırakırım. Bir daha geriye dönüp bakmam. Benim kitabım bellidir, ordadır, onu nasıl film yaptıklarıyla da pek ilgilenmem herhalde." der.

Sezgin Kaymaz'ın bu sözünden çıkarak, Bakele kitabından küçük bir alıntıyı buraya koyabilirim diye düşündüm.

....
Sonunda geldi çattı veli toplantısı. Çok dolu gitti annem:"Seni öğretmenine şikayet edeyim de gör."

O toplantıdan döndüğünde biz arkadaşlarla sokakta oynuyorduk. Koştum hemen.

"Ne dedi öğretmen? Ettin mi şikayet?"

"Etmedim." dedi. Durulmuştu.

"Yek yee..." diye düşünüyordum ben. "Şikayet etti de öğretmen bi azarladı, korktu tabii."

Sahiden şikayet etmemiş halbuki. "Anam..." dedi o akşam oturmaya gelen Avniye' nin annesine. "Kadıncağızın ahı gitmiş vahı kalmış. Elleri titriyor, bizim oğlan da o titrek titrek yazdığı için bütün çizgilerini titretir oldu, doğrusu o sanıyor, laf geçiremiyorum. Görsen acırsın kadına, kalemini yedi sekiz sefer düşürdü, gözleri de seçemiyor, biz kalktık verdik. Nasıl düz çizgi çizsin yazık? Ay dili de fena... Çizgiye cızgı diyor, patatese battis diyor, gazoza kazuz...Kırıp incitmeden ikaz edeyim dedim, "Çok pardon!" dedi gözleri dolu dolu, ben de bilemedim ne yapacağımı, Müdüre söylesem de şube değiştirmeye kalksam sebep soracak adam, kadına ayıpolacak. Bir tarafta o, bir tarafta çocuğun istikbali. Şaşarıdım kaldım."

İki sene daha okuttu bizim sınıfı Vildan Öğretmen. Sonra emekliye ayrıldı, gitti. Dördüncü sınıfta yerine gelen Reyha Öğretmen durumun vahametini görüp dersleri birinci sınıf seviyesinden başlattıysa da beşin sonuna kadar düz cızgı cızdıramadı hiç birimize.. "Bari cızgı demeyin." diye hem yalvardı, hem sıra dayağından geçirdi.

Başkaları ne der, nasıl düşünür bilmem. Bana göre özrü kabahatlerinden büyük insanların başında ilkokul öğretmenleri gelir. Ben böyle düşünürüm. Şu yaşıma geldim, her düz çizgi bana bir sanat eseri gibi görünür. "Ordaki-Burdaki" diyemem; "Ordaakı" derim. "Burdaakı" derim, "Kül taplası" derim.

Çizgiye de hala cızgı derim.

Bakele/Sezgin Kaymaz


Tabii bu öyküyü okuduktan sonra hemen ben de başımdan geçen olayları anımsamaya başladım. Çünkü benim de orta okuldaki matematik öğretmenim çizgi ye cızgı derdi. Beni tahtaya kaldırdığında, "Oğlum sorunun altına bir cızgı cız. Cız cız cız... daha uzun cız. Tahtanın bir tarafından diğer tarafına cızıkle."
Ben de boydan boya çizerdim.
Hatta doğrusu bildiğim halde bazen onu taklit eder konuşmalarımda "buraya bir cızgı cızelim" derdim.
O değil de beni asıl üzen olay ise ilkokul öğretmenimdi.
Nedense ilkokul öğretmenlerini hiç sevmem o yüzden. Bir çocuğun (ki ben onlara bebeklik döneminden çocukluk dönemine geçen geç bebeklik dönemindekiler diyorum. Çünkü onlar halen daha bebektirler, hala daha gözleri oyundadır. Her şeyi oyun oynayarak yapmak isterler. Evde anneleriyle okulda öğretmenleri arasında kalmış körpecik geç bebeklerdir onlar.) en önemli döneminde karşılaştığı en önemli insandır ilkokul öğretmenleri. Bir insanın hayatında bundan daha önemli bir sosyal değişiklik yoktur. Eğer ilkokul öğretmeniniz benim ilkokul öğretmenin gibiyse tam anlamıyla fiyaskodur. Sabırsız, inatçı, sevgisiz ilkokul öğretmenlerinin elinde kalan bu bebeciklere hep çok acımışımdır.
O yüzden ilkokul öğretmenlerinin Hacettepe'deki profesörlerden daha profesör olması gerektiğini düşünmüşümdür.
Her şeye rağmen ilkokul öğretmenimin, yine de, bende emeği vardır diyerekten uzatmıyorum lafı.

Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...