Seninle bir dakika

Geçen Cuma günü işten erken çıkmıştım. Eve gelip üstümü değiştim ve bisikletimi arabaya yükledim. Bazı günler işten erken çıkar Eymir' de iki tur atar ve sonrasında da hemen eve dönerdim.
Bu sefer öyle olmadı. İkinci turu bitirmiştim ki, gölün kenarında bir grubun gitar çalmakta ve şarkı söylemekte olduğunu gördüm  İzin alıp, yanlarına oturdum. Saatlerce onları dinledim, şarkılarına eşlik ettim. Epeyce geç bir saate kadar kaldık. Gitme zamanı geldiğinde, herkes arabalarına binip, yola koyuldu. Ben ise bisikletime atlayıp, TRT kapısına doğru sürmeye başladım. Hiç bu saate kadar burada kalmamıştım. Yolda kimse olmadığı gibi bisikletimin ışığı yolu aydınlatamayacak kadar zayıftı. Her yer kapkaranlık ve ürkütücüydü. Gündüz güle oynaya sürdüğüm bu yollar korku filmini andırıyordu. Hızlıca pedallere basıp bir an önce arabaya ulaşmak istiyordum. Yokuş aşağı inerken bile pedalleri çeviriyor, olabildiğince hızlı gitmeye çalışıyordum. O kadar karanlıktı ki biri önüme çıksa kesin görmez çarpardım. Niye bu saate kadar kalmıştım ki. Üstelik hava iyice soğumuş burnum da akmaya başlamıştı.
Arada bir çukurlara giriyor ama buna rağmen hızımı kesmiyordum. Yolu hayal meyal görmeme rağmen daha hızlı gitmek için pedallere olanca gücümle basıyordum. Bu karanlık ve ıssızlık beni ürkütüyordu. Yokuş aşağı bir yola geldiğimde iyice hızlanmıştım. Bu arada iyi bağlamadığım kaskım kafamdan uçup gitti. Yere düşüşünün ve yuvarlanışın sesini duydum. Halen daha yolun üstünde olmalıydı. Çokta pahalıya almıştım.  O yüzden bırakıp gidemezdim. Frene sıkıca bastım. Tekerleklerden gelen sert bir sesle direksiyon iki yana sallanıp bisikletin arkası sola kayarak durdum. Bisikleti yere bırakıp, cebimdeki küçük feneri çıkararak yolda kaskımı aramaya başladım. Ne kadar geride kalmıştı acaba bir türlü bulamıyordum. Aceleyle ve telaşla arıyordum. Aklım hemen bisiklete atlayıp buradan kurtulmaktaydı. Yolun kenarında bir beyazlık hissettim, kaskım olabileceğini düşünerek feneri o tarafa çevirdim. Birden ürpererek iki adım geri attım. Yerde yaralı beyaz bir köpek yatıyordu. Arka kalçası kanlar içerisindeydi. Geriye doğru koşup bisiklete binip hemen kaçmayı düşündüm. Acaba bu halde koşabilir mi diye içimden geçirdim? Gündüz bisiklet sürerken defalarca yanlarından geçtiğim köpeklerden biri olmalıydı. O zaman hiç korkmadan önlerinden geçtiğim bu köpek, gecenin bu saatinde son derece korkutucu gelmişti bana. Aklımdan bin bir tane kaçış fikri geçmesine rağmen temkinli hareket etmeye karar verdim. Yavaşça geri geri adım attım. Biraz daha uzaklaşınca bisiklete doğru yürüyecek ve hemen kaçıp gidecektim.
Aniden bir ses işittim.
"Korkma."
Bu bir insandan olamayacak derecede kalın ama açık bir havada olamayacak kadar tok bir sesti. Hemen dönüp arkama baktım. Etrafımda hiç kimse yoktu. Tekrar aynı sesi duydum.
"Korkma. Biraz canım acıyor. Kalçam çok ağrıyor. Ama birazdan geçer." diye aynı tok sesi duydum.
Artık bundan sonra bir saniye daha burada kalamazdım.
Bisikleti bıraktığım yöne doğru hızlıca koştum. Ne kadar da geri gelmişim. Bisiklete bir türlü ulaşamıyordum. Ayağım sert bir metale çarptı, tökezleyerek yere düştüm. Hızlıca kalkıp çarptığım bisikleti yerden kaldırdım ve üzerine atladığım gibi pedallere bastım. Ne kadar gittiğimi bilmiyorum ama arabaya geldiğimde, bisikleti yarım yamalak arkaya tutturup, gaza bastım. 
Eve gidinceye kadar halen daha her yer gözüme karanlık geliyordu.

Sabah kötü bir kabusla uyanmış gibi yorgun ve bitkin halde yataktaydım. Daha gün yeni ağarıyordu. Yataktan çıkmakta acele etmedim. Biraz daha sağa sola dönüp uyumayı denedim. Ancak dün gece gördüğüm rüyanın halen daha etkisindeki zihnim uyamama izin vermedi. Kalkıp duşa girdim. Salonu havalandırmak için pencereyi açtığımda gözüm aşağıda duran arabama takıldı. Bisikletim  arabanın arkasında duruyordu. Panik halde saçlarım ıslak vaziyette aşağıya inip bisikleti eve çıkardım. Tüm gece arabanın arkasında öylece durmuştu. Halbuki başka bir gün, gündüz vakti böyle bıraksam bir saatte uçar giderdi.
Kafamda bir sürü düşüne hızla  dolaşıyordu. Hızlıca aşağıya inip, bagajda ve ön koltukta kaskımı aradım ama bulamadım. Kurulu oyuncak gibi hareket ediyordum. Arabaya binip, sabahın köründe Eymir' e gittim. Aklımda sürekli aynı düşünce vardı; dün geceki yaşadıklarım gerçek miydi yoksa rüya mıydı? Tabiki rüyaydı. Her zamanki gibi dün yine Eymir'e gitmiş, sonra erkenden eve dönmüştüm. Demek ki çok yorulmuşum ki hemen uyuya kalmıştım. Aklımdan sürekli bu düşünceleri geçiriyordum. Eymir'e vardığımda bisiklete atlayıp gölün çevresinde sürmeye başladım. Dün gece rüyamda karanlıkta panik halde sürdüğüm yollardan şimdi sakince geçiyordum. Yolun kenarında durup, geceki rüyamdaki ayrıntıları hatırlamaya çalıştım. Evet kesinlikle bir rüyaydı. Kaskı düşürdüğümü sandığım bölgeye geldiğimde bisikletten inip yürümeye başladım. Ortalıkta kask mask yoktu. Biraz daha yolda yürüdükten sonra, kendi kendime "Hayır o bir rüyaydı. Köpekler asla konuşamaz. Amma manyaksın. Bir de rüya mı gerçek mi diye soruyorsun kendine." diyerek, dünkü rüyamla tekrar yüzleşmeye çalıştım. Aramayı bırakıp, geriye doğru dönerken aniden yoldaki kanları gördüm. Kanları takip ettiğimde yol kenarındaki çimenlerin oraya kadar gidiyordu. Çimenlerin üzerinde beyaz kıllar vardı. "Saçmalama oğlum o bir rüyaydı. diyerek başımı kaldırdım. Çimenlerin biraz ilerisinde durmakta olan kaskımı gördüm

Yorumlar