25 Şubat 2016 Perşembe

18 Şubat 2016 Perşembe

Gölgelerle oynamak - Hatırlasan evliya olurdun.



Yaşlı adam Bahçelievler 3.Cadde' de kaldırımda oturuyordu. Güneş arkasından vuruyor ve  yolun üzerine düşen elinin gölgesiyle şekiller yapıyordu. Yoldan geçen insanlar, ihtiyara alaylı bir şekilde bakıyor, yaptığı hareketlere gülüyorlardı. Hatta bazıları laf atıyor; "hey ihtiyar bu ne dansı" diye dalga geçiyorlardı. 
Apartmanın üçüncü katındaki balkonumdan olup bitenleri en başından beri izliyordum. İçeriye girdim. Adamın deli olduğunu düşündüm. Allahım sen insanları dalga geçilecek duruma düşürme diye içimden dua ettim.
Bir kaç saat sonra markete gitmek için apartmandan dışarıya çıktım. Yaşlı adam dizlerini göğsüne çekmiş durumda kaldırımda oturuyordu. Yavaşça yanına yaklaşıp onu taklit ederek oturdum.
-"Merhaba" dedim.
Yaşlı adam başını kaldırıp, bana baktı.
-"Merhaba" diye karşılı verdi.
Adamla yüz yüze geldiğimde şaşırıp kaldım. Ailemde ve çevremde çok fazla yaşlı insan tanıyordum. Hepsi yaşının verdiği fiziksel ve ruhsal duruma ayak uydurmuşlardı. Anca bu adam sanki yirmi yaşındaki bir delikanlıyı makyajla yaşlandırmışsınız gibi duruyordu karşımda. Yüzü yaşlı ama içi yirmi yaşındaki bir delikanlı gibi...
Şaşkınlıktan bir şey söyleyemedim. Hatta niye onun yanına oturduğumu bile unutmuştum. Gerçekten bu adamın yanına niye oturmuştum. Ona ne diyecektim. Beni onun yanına oturtan içsel güç neydi.
Ömrümde ilk kez böyle bir yaşlı görmüştüm.
Kolunu kaldırdı.
-"Kolunu kaldır." dedi.
Ses tonu da baskın ve kalındı. Yaşlı konuşması değildi.
Şartlanmış bir şekilde sorgulamadan kolumu onun yaptığı gibi kaldırdım.
-"Görüyor musun?"dedi.
-"Neyi?" diye sordum.
-"Kolunun gölgesini" dedi.
-"Evet görüyorum." dedim ve ekledim."Niye bunu yapıyorsun. Bütün insanlar seninle dalga geçiyorlar. Sabahtan beri burada garip hareketler yapıyorsun. Evine gidip, yatsana. Televizyon izlesene..Ya da parka gidip otursana" dedim. Amacım ona yardım etmekti. Etrafta olup bitenin farkına varmasını sağlamaktı. Çünkü insanların onunla dalga geçmesi beni üzmüştü. Ses tonuyla, bakışıyla zamanında etkili ve kudretli bir kişiliği olduğu belliydi.
-"Gölgene bak" dedi.
Dikkatimi kaldırmış olduğum kolumun yola düşen gölgesine çevirdim.
-"Görmüyor musun?" dedi.
-"Hayır.Neyi görmem gerekiyor?" diye sordum.
-"Gölgenin dansını" dedi.
Bu adama kesin deliydi. Gölgemin dansı da ne demekti?
-"Dikkatli bak" dedi. " Özellikle gölgenin kenarlarına bak" diye ekledi.
Daha dikkatle gölgemin kenarlarına, güneşle karanlık arasındaki çizgiye odaklandım.
-"Pek bir şey göremiyorum." dedim.
-"Daha dikkatli bakmalısın" dedi.
Birkaç dakika ses çıkarmadan gölgemin güneşle gölgeyi ayıran kenarlarına baktım. Gölgemin kenarlarında aydınlık olan bölgeye doğru gölge titremelerini ve uçuşmalarını gördüm.
Heyecanla,
-" Aaaa bir şeyler görüyorum." diye bağırdım. Hafifçe kolumu oynattığımda gölgemin kenarlarında tuhaf şekiller oluştuğunu gördüm. Ömrümde ilk kez böyle bir şeye tanık oluyordum. Bu yaşıma kadar ilk kez gölgemi izliyordum. 
Etraftan geçen insanların bize bakıp, güldüğünü hatta hakkımızda deli bunlar dediğini işittim.
Kolumu indirip, 
-"Nedir bu?" diye yaşlı adama sordum.
-"Gölge oyunu" dedi ve devam etti."Küçüklüğünde bu oyunu çok oynardın. Bütün bebeklerin en çok sevdiği oyun budur evlat. Hatta ilk oynadıkları oyun budur. Bizler büyüdükçe bebeklik anılarımızı unuturuz. Bebekken sahip olduğumuz olağanüstü güçlerimizi de. Sen bebekken gölgen senin en büyük arkadaşındı. O dans eder, sen onu izlerdin. Çevrende buna benzer çok arkadaşın vardı. Büyüdükçe enerji kanalların kapandı ve bebeklik dönemine ait bir çok anı ve güç silindi gitti."
-"Peki niye bunları hatırlayamıyorum?"
-"Hatırlasan evliya olurdun" dedi.
-"Kimsin sen?" dedim.
-"Asım' la Reşat' ın arkadaşı." dedi.
Bu da onlardandı.



14 Şubat 2016 Pazar

Sen bu şarkının adı olmalısın - 14 Şubat sevililer günü şarkısı

14 Şubat Sevgililer günü şarkısı

Ben aşkın gücüne inanıyorsam sen bu şarkının adı olmalısın.


 Dünya durdukça, nefes aldıkça
 Ölüm bile seni benden almasın



Yonca Lodi 12 Ay 

Eylül'ün sarı saçları
Ekim'in inatçı hüznü
Kasım yağmurlarında
Öptüm mahzun yüzünü

Kapın hep bana Aralık
Her Ocak'ta sevdan tüter
Şubat akşamlarında
Gülüşlerin bana yeter

Sebebi oldun bende içimdeki sevincin
Aşk ateşten gömlekse yerim senin için
Dünya durdukça, nefes aldıkça
Ölüm bile seni benden almasın

Ben aşkın gücüne inanıyorsam
Sen bu şarkının adı olmalısın.
Mart'ın camları buğulu
Nisan'ın yüzünde bahar

Gözlerin sanki bir Mayıs
Benim sevdam dağlar kadar
Haziran'ın başı döner
İki gözüm iki Temmuz

Ağustos'a selam çakar
Beni cayır cayır yakar
Sebebi oldun bende içimdeki sevincin
Aşk ateşten gömlekse yerim senin için

Dünya durdukça, nefes aldıkça
Ölüm bile seni benden almasın
Ben aşkın gücüne inanıyorsam
Sen bu şarkının adı olmalısın.

Yanınızda not defteri taşır mısınız?



Küçüklüğümden beri hafızama çok güvenirim. Özellikle yön ve yer hafızama. Çok ilginç değil mi; hafıza deyince aklımıza zeka gelmekte çoğu zaman. Hafızası kuvvetli olan insanların zeki olduğunu düşünürüz. Bir açıdan doğrudur ama genelleme yapak insanı yanıltır. Çünkü benim yön ve yer hafızam kuvvetli ama kişi hafızam o kadar kuvvetli değildir. Mesela üniversite yıllarımı çok hatırlamam ama o yıllarda gittiğim evleri, yerleri, dükkanları, hemen hatırlarım sanki dün gitmiş gibi.
Okul yıllarımda, Richard Bach' ın bir kitabını okurken gece yatağının hemen ucunda not defteri ile uyuduğunu okumuştum. Ne gereksiz diye düşündüm. Sabah kalkınca ben hatırlarım, niye hatırlamayayım ki diye düşünürdüm.

Daha sonraları birçok yazar ve şairin hatta bilim adamlarının, küçük not defterleri ile dolaştığını öğrendim. 

Şimdilerde işler daha kolay, yanımızda milyonlarca kelimeyi yazacak hatta ses olarak ve hatta video olarak kaydedecek akıllı telefonlar mevcut.
Ama tüm bunlara rağmen kendime yanımda taşıyacağım küçük bir not defteri edinmem gerektiğine karar verdim. Neden mi? 
Geçenlerde yazdığım küçük hikayeleri birleştirip, onları bir kitap haline dönüştürme kararı aldım. Blogumda hikayeler yazarken de aklıma birçok hikaye geliyor daha sonrasında ise aklımdan geçirdiğim hikayelerin detaylarını tam olarak hatırlayamıyordum. Hele kitap yazma fikrinden sonra, çok fazla fikirler aklımda uçuşuyor ama daha sonrasında yeni fikirler eskilerini örtüyor ve hatırlamama izin vermiyordu.
Bu yüzden küçük bir not defteri edinmemin iyi olacağını düşündüm.

7 Şubat 2016 Pazar

Richard Bach - Bir

Richard Bach - Bir



Üniversitenin ilk yıllarında okumuştum bu kitabı.
Aslında o dönem Richard Bach' ın tüm kitaplarını okumuştum.
Martı Jonathan Livingston, Mavi Tüy Donald Shimoda, Bir Leslie Parrish
Bir Çift Kana, Sonsuza Uzanan Köprü, Hiç Bir Şey Rastlantı Değil.
İsimleri hiç unutmamışım ama karakterleri ve konuları bazı kitaplar için hayal meyal hatırlıyorum.
Son olarak da Hipnozcu' yu okudum.

6 Şubat 2016 Cumartesi

Eski Kamplar

Eskiden gittiğimiz kamplarla ilgili resimler.
Aşağıdaki resim bedil kampından. İlk gelen biz olmuştuk. Ertesi günü burada çadır kuracak yer kalmamıştı. Kamp alanı taşlarla çevrili. Yani köylüler burada kamp yapılması için bir alan yapmışlar. Motor kulüpleri buraya gelip, kamp yapıyorlar. Bazı yıllar kamp sırasında ağaç ekme günleri yapılıyor. Köylüler için de gelenler için de güzel anlar...


Kamp alanının ve köyün tepeden görünüşü.


Ertesi günü yüzün üzerinde motorsikletli kampa katılmıştı.


Kamp olunca ateş olmaz mı..Olmazsa kamp olmaz...


Aşağıdaki kamp alanı Eskişehir _ Kırka dan.


Sabaha karşı tilkilerden korkumdan tuvalete gidememiştim.


Kuzu çevirme.


Kamp alanı


Çadırlar küçük 2 kişilik. Çadırda kalmak istemeyenler arabada yatmıştık.




Kızılcahamam daki kamp alanı.


Yedigöllerdeki kamp alanı.


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...