5 Aralık 2016 Pazartesi

Ah neydi benim gençliğim

Denen, elindeki not defterinin sayfalarını karıştırıyordu. İçinden nerede bu adam diye geçirdi. Bir saattir ihtiyar adamın evinden çıkmasını bekliyordu. Not defterine yazdığı şiiri okudu.

Ah neydi benim gençliğim

Nerede böyle hüzünlenmek o zaman;
İçip içip ağlamak,
Uzaklara dalıp şarkı söylemek;
Hafta sekiz ben eğlentide;
Bugün saz, yarın sinema,
Beğenmedin Aile Bahçesi;
Onu da beğenmedin, parka;
Sevdiğim dillere destan;
Sevdiğim,
Meyil verdiğim;
Ben dizinin dibinde elpençe divan,
Samanlık seyran.
Nerde,
Nerde,
Nerde böyle hüzünlenmek o zaman!

Orhan Veli

Oldum olası Orhan Veli'yi çok severdi. Lise yıllarında İzmir Atatürk Kültür Merkezi' nde Müşfik Kenter' in oynadığı "Bir Garip Orhan Veli" tiyatrosuna gitmişti. O günden beri ne zaman bir Orhan Veli şiiri duysa ya da okusa hemen o tiyatro oyunu gelirdi aklına.

Müşfik Kenter'in sahnenin ortasında rakı şişesini kaldırıp,
"Bir de rakı şişesinde balık olsam" deyişi gözlerinin önüne gelir.

Denen apartman kapısının açılışıyla hemen not defterini cebine koydu ve çıkanın kim olduğuna baktı. Evet bu onun beklediği kişiydi.
İhtiyar adam seksen yaşının üstündeydi. Evinde karısıyla birlikte kalıyor haftada bir iki kere akşamüstüleri bu saatlerde dışarıya çıkıyordu. Genelde markete, pastaneye ve kuruyemişçiye gidiyordu.
Küçük adımları ile apartman bahçesinden çıktı.
Denen cebinden not defterini çıkarıp notlarını almaya başladı. Sayfanın en üstüne başlık attı.

56.Sokaktaki Nail Amca.
80 yaşında.
Haftada iki yada üç kez dışarıya çıkıyor.
200 metre anca gidebiliyor.

Sonra bugünün tarihini atıp ihtiyar adamla ilgili gözlemlerini yazmaya başladı.

Çok küçük adımlarla ayağını yerden kaldırmadan sanki sürüyerek yürüyor. Her beş altı adımdan sonra biraz dinleniyor. Yürürken başıyla önde ayaklarına bakıyor, durduğunda ise başını kaldırıp etrafını seyrediyor. Yanından geçen her insana yardım talep eder bir bakışla bakıyor. Bastonunu sürekli sağ elinde tutuyor. Ancak bastonuna fazla yük vermiyor. Bastonsuz da yürüyebilir. Markete giderken daha hızlı gidiyor eve dönüş yolunda daha yavaş. Nefessiz kaldığı olmuyor. Molaları aslında dinlenmek için değil etrafı seyretmek için. Durduğunda baston tutan eli titriyor. Diğer elini ceketinin cebine sokuyor. Harekete ederken elini cebinden çıkarıyor. Alışveriş esnasında çok konuşmuyor. Aldığı en ufak bir şeyi bile poşetle taşıyor.

Denen not defterini kapatıp, ihtiyarın eve girmesini beklemeden caddeye çıktı ve hızlıca yürümeye başladı. Bu hafta gözlemleyip not aldığı yedinci ihtiyar adamdı Nail Amca. Bu insanların tüm davranışlarını not edip "ihtiyarların davranışlarını analiz" etmeye çalışıyordu.. Bu sayede ihtiyarladığında, daha güzel bir ihtiyarlık geçireceğine inanıyordu.

29 Kasım 2016 Salı

Fotoğraf

Denen, parmağındaki yüzüğü diğer elinin parmaklarıyla döndürüyordu. Bu onun tikiydi. Yolda yürürken bile, ellerini vücudunun önüne getiriyor, sürekli yüzüğüyle oynuyordu.
Şimdi Bahçeli 7.Cadde'de bir kafede oturmuş yoldan geçenlere bakarak yine aynı hareketi yapıyordu.
Bardağından bir yudum daha çay içtikten sonra omzuna çapraz astığı çantasından rastgele bir kitap çıkardı.
Denen, takıntılı bir insandı. Çantasında en az beş kitabı olmadan asla dışarı çıkmazdı. İlk başlarda bir, iki derken son bir yıldır yanında beş kitaptan daha az kitap taşımaz hale gelmişti. Her gün çıkarken çantasını kontrol eder, eğer eksik kitabı varsa odalarda ayakkabılarıyla dolaşır, panik halde aradığını bulur ve aceleyle evden çıkardı.
Çok önemli bir karar arifesindeydi. Geçen ay evinde büyük bir temizlik yapmış, depo olarak kullandığı küçük tuvaletindeki eşyaları atmıştı. Bu eşyalar arasında küçük bir koli bulmuştu. Her taşındığında onu da taşımış ama hiç içine açıp bakmamıştı. Koliyi açtığında, içinde bir kaç adet eskiden kullandığı ama niçin atmadığını bilmediği eski cüzdanlarını, eski kimlik kartlarını ve öğrenciliğinden kalma bir sürü fotoğrafını bulmuştu. Bu fotoğrafların bazılarını sanki ilk kez görüyordu. Tamamı üniversite yıllarında çekilmiş iki yüzden fazla fotoğraf vardı. Hepsine saatlerce bakmış içlerinden tam seksen iki tanesini bir kenara ayırmıştı. Bu fotoğraflar iki hafta boyunca salondaki yemek masasının bir köşesinde öylece durmuştu. Geçen hafta bunları yanına almış, bir kargo şirketinde tam göndermek üzereyken vazgeçip çantasına koymuştu.
Tekrar bir yudum çay içtikten sonra, masanın üstündeki kargo poşetini eline aldı. Bir haftadır yanında taşıyordu. Bir kaç kez tersini düzünü çevirip tekrar masanın üzerine bıraktı. Az önce çıkardığı kitaptan rastgele bir sayfa açtı. Denen' in en önemli alışkanlıklarında biri de buydu. Önemli bir karar vermek üzereyken yanındaki kitaplardan birini alır rastgele bir sayfa açar ve orada vereceği karar için ipuçları arardı. En önemli takıntılarından biri de herkesin içinde olan fakat tanımlayamadığı paralel yaşantıları bir türlü kafasından atamazdı. Denen' e göre bir çok insan bu inanca sahipti ama onu tanımlamayı bilmiyordu. Bu düşünceler onda hastalık boyutunu almıştı.
Bardağından bir yudum daha çay içtikten sonra, eğer bir bardak daha çay içersem hayatımda ne gibi değişiklik oluşur diye düşünerek garson kıza başka bir şey istemediğini söyledi.
Şu andaki en büyük düşüncesi ise, bu paketi gönderirse, fotoğrafları bakan kişinin hayatında ne gibi bir değişiklik yaratacağı endişesiydi. Çünkü hayat akışı normal bir şekilde devam eden kişilerin hayatında bu fotoğrafları göndermekle dışarıdan bir müdahale yapacaktı.
Fotoğraflar üniversitedeki ev arkadaşına aitti. Mezuniyetinin birinci yılında trafik kazasında ölmüştü. Bu fotoğrafları ailesine göndererek onların hayatında bir değişiklik yaratacağından korkuyordu. Hayat döngülerinde normal olmayan bir sıçrama yaratacağı endişesini taşıyordu. 
Kitaptan rastgele açmış olduğu  sayfaya baktı.
"Otobüs çok kalabalıktı. Nefes almak neredeyse imkansızdı. Daha önce bu caddeyi beş dakikada geçer giderlerdi, Ancak yarım saattir bir durak gidememişlerdi. Kadın havalandırmak amacıyla açık tutulan kapıdan, diğer yolcuların arasından sıyrılarak kendisini dışarıya atmayı başardı. İner inmez az önceki hengameden kurtulduğuna sevinip, ilk sokağa döndü. Dar sokağın her iki tarafında kaldırımlar üzerinde masalar bulunuyordu. Birine oturdu. Gelen garsona kırmızı şarap getirmesini söyledi. Nefesi yavaşlamış, derinleşmişti. Sanki ağzından aldığı nefes önce ayak parmaklarına, oradan da saçlarına kadar gidip yeniden burnunda çıkıyordu. Rahatladığında yada doğru kararlar verdiğini düşündüğü her zaman bu duyguyu yaşardı.Hiç istemediği bir kişiyle buluşmak için otobüse binmiş, ite kakışa saatlerce trafikte beklemiş ve en sonunda kendisini şarap içerken bu dar sokakta bulmuştu. Ama şimdi yüzü gülüyordu. Doğru yerdeydi."
Denen, hesabı ödeyip, yerinden kalktı. Dışarı çıkıp, sokaktaki çöp kutusuna elindeki paketi attı.
Yüzü gülüyordu.

20 Kasım 2016 Pazar

Üç kez yineliyorsanız.




Söylediğiniz sözcükleri dinlemek için kendinize zaman ayırın. Eğer bir sözcüğü üç kez yineliyorsanız bunu bir kenara not edin. Bu sözcük artık sizin için bir kalıp niteliği kazanmıştır. Haftanın sonunda da oluşturduğunuz listeyi inceleyin, kullandığınız sözcüklerin sizin deneyimlerinizle nasıl uyuştuğunu görüp şaşıracaksınız.

Louis L. Hay / Düşünce Gücüyle Tedavi

19 Kasım 2016 Cumartesi

"BİR" likten kuvvet doğar.



Bir kadın akıl hastanesinde gezerken bahçede 100 tane akıl hastası için sadece 3 koruma görevlisi olduğunu görünce hayretle görevliye sorar:
-"Bu kadar çok delinin size saldırıp, zarar vermesinden, kaçmasından korkmuyor musunuz?"
Koruma görevlileri net bir cevap verirler:
-"Hayır, çünkü deliler birlikte hareket etmez."

"Birlikten kuvvet doğar."
Bazılarımızın ömründe bir kaç kez, bazılarımızın da bir çok kez kullandığı atasözlerinden biridir. Ben son zamanlarda kullandım mı hatırlamıyorum, ama eskiden birkaç kez kullanmışlığım var.
Sizin de öyledir mutlaka. Bazı atasözlerini biliriz ama günlük konuşmalarımızda hiç kullanmayız. Bu tercihlerimiz, iş hayatımızla ya da yaşadığımız hayatla ilişkili olsa gerek.

"Birlikten kuvvet doğar." atasözündeki "birlik" kelimesine takıldım bugün.

Buradaki birlik, "birlikte" olmak mı yoksa BİR olmak mı?


13 Kasım 2016 Pazar

Her gün bir mucize oluyor.



Her gün bir mucize oluyor. Sadece uzak ülkelerin köylerinde ya da dünyanın öteki ucunda bulunan kutsal bölgelerde değil, burada, kendi hayatlarımızda oluyor. Birdenbire gizli kaynaklarından çıkıveriyor, bir anda etrafı fırsatlarla donatıyor ve tekrar kayboluyorlar. Onlar günlük hayatımızın parlayan yıldızı adeta. Belki de azlıkları sihirli gözükmelerini sağlıyor; ama aslında onlar, gökyüzünde hızla geçip gidiyorlar hep. Onları, güneş ışığı gözlerimizi kamaştırdığı için, gündüz fark etmiyoruz; geceleri üstelik de sadece temiz, karanlık gökyüzünde doğru yere bakmayı bildiğimizde karşımıza çıkıyorlar.
Onların ne kadar olağandışı olduğunu düşünsek de , mucizeler, her gün bilincimizden hızla geçip gidiyorlar.

Yeter ki İste / Deepak Chopra

12 Kasım 2016 Cumartesi

Psişik



Evet, psişik olmak diye bir şey vardır. Sen öylesin ve herkes öyle. Psişik yeteneği olmayan kimse yoktur, bu yeteneği kullanmayan insanlar vardır. Psişik yetenek dediğiniz şey, altıncı duyunuzu kullanmaktan başka bir şey değil.

Tanrı ile Sohbet / Neale Donald Walsch

2 Kasım 2016 Çarşamba

Ziyan edilmiş mental enerji

Görsel: Abu Deresi / Abu Köyü / Fındıklı

Öncelikle bir şeyde anlaşalım Onları seviyorsun.Çoğunu. Onları harikulade şekilde kendine acımak ve üzerine ilgiyi çekmek için kullanıyorsun. Bazı anlarda hastalığını sevmediğin zamanlar da oldu. Çünkü çok ileri gittiler. Onları yaratmandaki amacın tahminin de ötesine gitti.

Şimdi artık bildiğin şeyler konusunda anlaşalım; tüm hastalıklar, kendi yarattıklarınızdır. Bugün geleneksel tıp doktorları bile, insanların kendilerini nasıl hasta ettikleri konusunda hemfikirler. Çoğu insan bunu bilinçsizce yapıyor. (Hatta ne yaptıklarının farkında bile olmadan.) Hastalandıklarında ise neye uğradıklarına şaşırıyorlar. Hastalıklarını kendilerini kendilerine yaptığı bir şey olarak düşünmek yerine, başlarına gelen bir şey olarak algılıyorlar.

Çünkü çoğu insan -sadece sağlık konusunda ve sonuçlarında değil- tüm yaşamlarını bilinçsizce sürdürüyor.

İnsanlar sigara içiyor ve neden kanser olduklarına şaşırıyor.

İnsanlar hayvanları yiyor, aşırı yağ tüketiyor ve neden damarlarının tıkandığına şaşırıyor.

İnsanlar yaşamları boyunca kızgın yaşıyor ve neden kalp krizi geçirdiğine şaşırıyor

İnsanlar; acımasızca ve büyük stres altında başkalarıyla rekabete girişiyor ve neden felç geçirdiklerine şaşırıyor.

Açıkça görülmeyen bir şey de,çoğu insan kendisini öldürecek kadar endişe içinde yaşıyor.

Endişe, nefretten sonra, insanın kendisine ölümcül zarar verdiği en kötü zihin aktivitesidir. Endişenin hiç bir amacı yoktur. Ziyan edilmiş mental enerjidir. Endişe aynı zamanda bedene müthiş zarar veren biyokimyasal reaksiyon yaratır. Hazımsızlıktan, kalp krizine kadar her türlü hastalığa neden olur. Endişe bittiğinde, sağlık bir anda düzelir. Endişe, Benimle bağlantısını bilmeyen zihnin aktivitesidir. Nefret, en zararlı zihinsel durumdur. Bedeni zehirler ve sonuçları düzeltilmeyecek kadar vahimdir.

Korku olduğunuz her şeyin tam zıddıdır. Bu yüzden mental ve fiziksel sağlığınızın tam zıddı sonuçlar yaratır. Korku büyümüş endişelerdir.

Endişe, nefret, korku, - anksiyete, acı çekme, sabırsızlık, hırs, tamah, anlayışsızlık, yargılama ve suçlama- gibi ürünleriyle birlikte bedene, hücresel boyutta saldırır. Bu koşullarda sağlıklı bedene sahip olmak imkansızdır.

Tanrı ile Sohbet / Neale Donald Walsch

28 Ekim 2016 Cuma

Ruh ve deneyim

Görsel : Demli Hayat

Ruh seni, neyi deneyimlemeyi planlıyorsan, o deneyimleri yaşamana imkan verecek koşullara doğru itiyor da diyebiliriz. Nasıl deneyimlediğin ise sana bağlı. Bu, planladığın deneyim de olabilir, başka bir şey de.

Tanrı ile Sohbet / Neale Donald Walsch

27 Ekim 2016 Perşembe

Afirmasyonlar (Olumlama)

Görsel : Ekim 2016 Rize Ayder Yolu / Demli Hayat

Afirmasyonlar, yalnızca gerçekleşmesini istediğin şeylerin cümlesini tekrar etmekten ibaretse işe yaramaz. Ancak cümlelerin, senin için bir gerçeğin ifadesi olduğunu biliyorsan etkili olur.

Tanrı ile Sohbet / Neale Donald Walsch

6 Ekim 2016 Perşembe

Uyurken Solunum

Biz uyurken derin solunum yaparız. Bu yüzden, doğru solunumu öğrenmenin en basit yolu uykuyu taklit etmektir.

İyileştiren Nefes/Luis S.R.Vas


Fotoğraf : Artvin Hopa / Ekim 2016

26 Eylül 2016 Pazartesi

Şu andaki yanıtın ne?



Hayat çok korkutucu ve çok karışık. Keşke her şey daha net olabilseydi.

Eğer sonuçlara bağımlı değilsen, hayatta hiçbir şey korkutucu olamaz.

Yani hiç bir şey istemezsen?

Evet. Seç fakat isteme.

Kimsenin kendisine bağımlı olmadığı insanlar için bu kolay. Ama ya karın ve çocukların varsa?

"Aile reisliği" yolunu seçmek zor bir seçimdir,  çok mücadeleyi gerektirir. Onlara,  istediğin şeyleri verememek üzüyor. Güzel bir ev, iyi giysiler, bol yiyecek. Yirmi yıldır iki yakamızın bir araya gelmesi için didinip duruyorum. Yine de ortada görünen bir şey yok.

Maddi zenginliği mi kastediyorsunuz?

Bir erkeğin çocuklarına bırakabileceği temel şeylerden bahsediyorum. Bir erkeğin karısına verebileceği basit şeyleri kastediyorum.

Evet. Tüm bunları sağlamayı senin görevin olarak görüyorsun. Hayatının böyle olmasını mı hayal ediyorsun?

Hayatımın böyle olmasını istediğimi sanmıyorum. Ama en azından sonuçlarından biri bunlar olabilir.

Pekala, hayatını ne olarak görüyorsun?

İyi bir soru. Yanıtlarım yıllar boyu hep değişti.

Şu andaki yanıtın ne?

Bu soruya iki yanıtım varmış gibi hissediyorum. Görmek isteğim ve gördüğüm yanıt.

Ne görmeyi istiyorsun?

Hayatımı ruhumun gelişimine adamak istiyorum. En sevdiğim boyutumu ifade etmek ve deneyimlemek istiyorum. Şefkatli, sabırlı, verici ve yardımsever yönümü, bilgili ve bilge, affedici... ve sevgi olan boyutumu ifade etmek ve deneyimlemek istiyorum.

Bu kitabı okumuş gibisin.

Evet, ezoterik boyutta güzel bir kitap. Ama bunu nasıl pratiğe geçirebileceğimi bilmeye çalışıyorum. Hayatımda gerçek olarak gördüğüm ise gün be gün var olma mücadelesi.

Oh! Birinin diğerini dışladığını düşünüyorsun.

Yani...

Ezoteriğin yaşamı sürdürme çabasını dışladığını mı düşünüyorsun?

Gerçek şu ki, .....


Tanrı ile Sohbet - 1 / Neale Donald Walsch

20 Eylül 2016 Salı

Öğretmek öğrenmektir.



Öğretmek öğrenmektir, başkalarını güçlendirmek kendini güçlendirmektir.

Kendiniz öğrenmeden ve güçlenmeden başkalarına öğretemez ve onları güçlendiremezsiniz.

Ruhsal Büyüme / Sanaya Roman

18 Eylül 2016 Pazar

Mekanik insan


(Görsel: Seğmenler Parkı - Haziran 2016/ Demli Hayat)

İnsanla süperinsan arasındaki en önemli fark, insanın mekanik oluşu ve bu konuda elinden bir şeyin gelmeyişidir. Sıradan insanların hareketleri ve tepkileri önceden tahmin edilebilir ve sadece mekanik birer aygıt gibi varlıklarını sürdürürler. Bir uyarıda bulunduğunuzda, beklenen bir tepki ile karşılaşırsınız. Doğu felsefesinin "benliğin köleleşmesi" olarak tanımladığı şey pek de anlaşılmayacak bir kavram değildir, sürekli olarak kısır döngü biçimindeki düşünme alışkanlığımızın ta kendisidir bu kavram. Eğer kendinize karşı dürüst davranmak istiyorsanız, sürekli olarak nasıl mekanik davrandığınızı fark edeceksiniz. Bu davranış düşünce kalıplarınca yönlendirilmektedir. Bizim dışımızda olan hiçbir şey değiştiremez bu düşünceleri, sadece harekete geçirebilir ve biz de "bizi" kızgın, üzgün, mutlu veya kendinden geçmiş "kılan" deneyimi yaşarız.



Aslında, normalin çok ötesinde olduklarını düşündüğümüz, zamanımızın en ileri  kişilerini alıp bu söylediklerimizi onlar üzerinden kanıtlayabiliriz. Onlarla aynı görüşü paylaştığınızda  nasıl da şaşıracaklardır. Onları övdüğünüzde nasıl da mutlu olacaklardır. Alay edin, gülünç duruma düşürün, eleştirin nasıl da sinirleneceklerini, bunalacaklarını ve geri çekileceklerini kendi gözlerinizle göreceksiniz. Güzel sözler söyleyin, başarılarını göklere çıkarın, sonra da nasıl da gururla şişindiklerini seyredin.

Oysa mekanik düşünme doğasını aşan insanlar böyle davranmayacaktır. Maslow'un bulguladığı gibi, kendini gerçekleştirmiş insanlar dünyayı kabullenmeye hazırdırlar, yaşama mekanik tepkiler gösterme eğiliminden bir tür kopuş hissederler. Bu kopuşu hissettikleri için de bu kadar derinden sevebilir, gerçek şefkati hissedebilirler, gerçek bilgeliği taşıyabilirler. Bu bir çelişki gibi görünebilir ama değildir. Eğer ihtiyaçlarınız sizi çepeçevre sarmışsa, onlara inanır ve tüm bilgilerinizin onlar olduğunu sanırsınız. Öte yandan, onları yaşamınızın bir parçası olarak görür ve ilerleyişe yol açacaklarına inanırsanız, yaşamın tüm kapıları önünüzde açılacaktır. Çaresizlikle oturup da kafa patlatanların yeni bir dünyayı buldukları görülmüş şey midir hiç?

Öyleyse, mükemmel sağlık yönünde sürekli nasıl ilerleyebiliriz?

Sağlığı Yaratma / Dr. Deepak Chopra

6 Eylül 2016 Salı

Daha iyi

Kendinize şöyle deyin: "Şimdi iyi şeylerin hayatıma daha çok girmesine izin veriyorum."

Eğer bazı şeyler yolunda gidiyorsa ve siz kendinizi, "Her şey gerçek olmayacak kadar iyi; acaba bu ne zamana kadar böyle devam eder?" derken bulursanız, DURUN! Onun yerine, her şeyin daha iyiye gideceğini hayal etmeye başlayın. Hemen şimdi hayatınızda iyi giden bir şeyi düşünün. Onun daha da iyiye gittiğini imgeleyin.

Ruhsal Büyüme / Sanaya Roman




3 Eylül 2016 Cumartesi

Bilmeniz gereken bir şey var.

İlk öğretmenlerimden biri, Dr. Raymond Charles Barker, sürekli şöyle derdi: "Bir sorun olduğunda, yapmanız gereken bir şey yok, bilmeniz gereken bir şey var."

Düşünce Gücüyle Tedavi / Louis Hay


13 Temmuz 2016 Çarşamba

Gittiğin her yerde benimlesin.(*)


(*) Gittiğin her yerde benimlesin - Şebnem Ferah - Hoşçakal şarkı sözünden alıntıdır.

Siz endişeli, sıkıntılı, huzursuzken ya da kafanız karışıkken, bedenin içinden daha çok dışında prana vardır.. Kendinizi iyi hissettmediğinizde, prana' nın kalitesi ve bedenin içindeki yoğunluğu azalmıştır. Bedende çok az prana' nın bulunması sıkışıp kalma ya da kısıtlanma hissi olarak ifade edilebilir. O ayrıca herhangi bir şey yapma dürtüsünden, isteğinden yoksunluk olarak da ortaya çıkabilir; siz cansız ve ilgisizsinizdir, hatta depresyondasınızdır. Bedende prana yokken fiziksel hastalıklara yakalanabilirsiniz. Yoga Sutra, nefesteki düzensizliklerin çok farklı formlar alabileceğinden söz eder. Öte yandan, ne kadar dingin ve dengeliysek, prana' mız bedenimizin dışında o kadar az dağılır. Ve eğer tüm prana bedenimizin içindeyse, hastalıklara yakalanmayız.
İyileştiren Nefes / Luis S.R.Vas

20 Haziran 2016 Pazartesi

Gitmek tüm kalanları yanında götürmekmiş

İnsanlar, bana geldiklerinde, sorunları ne olursa olsun - hastalık, parasızlık, doyumsuz ilişkiler ya da tıkanmış yaratıcılık duyguları- yalnızca tek şey üzerine çalışırım. KENDİNİ SEVMEK.
...
Affetmek bırakmak vazgeçmek demek. Göz yummak demek değil. Tümüyle bırakmak demek.

Louise Hay / Düşünce Gücüyle Tedavi


Not: Başlık Gripin/Sen Gidiyorsun şarkısından...

11 Haziran 2016 Cumartesi

Deniz temizleyicisi (Ocean Cleaning)

Bunlardan binlerce olsa ne olur. Denizlere her şey atıldıktan sonra...Asıl bu tür şeylerin icadına gerek kalmaması..


8 Haziran 2016 Çarşamba

Anı deposu

Taisha Abelar


"Kendinin dev bir anı deposu olduğunu hayal etmeye çalış," diye öneride bulundu. "O depoda, senden başka birisi duygular, görüşler, zihinsel konuşmalar ve davranış biçimlerini depoladı. Bu senin depon olduğu için, oraya istediğin zaman gidip alt üst edip araştırabilir ve orada bulduklarını kullanabilirsin. Sorun senin envanter defteri kesinlikle hiçbir kontrolün olmamasıdır,çünkü defter sen depoya sahip olmadan önce tutulmuştur. Böylelikle eşya seçiminde son derece sınırlanmışsındır."
Büyü Geçişleri / Taisha Abelar




5 Haziran 2016 Pazar

Haziranın başı döner iki gözüm iki temmuz

Gözlerin sanki bir mayıs
Benim sevdam dağlar kadar
Haziran başı döner
İki gözüm iki temmuz
Yonca Lodi






31 Mayıs 2016 Salı

Bu sabah çok erken kalktım



Bu sabah çok erken kalktım,
Sevdiğin tatlıdan yaptım.
Yerken onu tek başıma,
Sessiz sedasız ağladım.  (Model: Makyaj / Can Temiz)
Yok yok şaka.
Seğmenler Parkı' na gittim.
Bisiklet bindim. (Demli Hayat)

Model / Makyaj



19 Mayıs 2016 Perşembe

Dile kolay kalbe değil

Yıllar sonra bisiklete binen insanlar için dile kolay, kalbe değil. Hele hele üç tekerlekli kendinizden ağır bir bisiklet kullanıyorsanız ve arkanızda da birer tane prenses taşıyorsanız.



17 Mayıs 2016 Salı

Güzel bir kızı öperken

Bugüne odaklanın: Güzel bir kızı öperken düzgün araba kullanan birisi, öpücüğe hak ettiği dikkati vermiyor demektir.

Einstien


16 Mayıs 2016 Pazartesi

Büyü Geçişleri - Taisha Abelar



Clara devam etmeden önce derin bir soluk aldı. "Duygular solukla doğrudan bağlantılı olduğu için," dedi, "kendimizi sakinleştirmenin iyi bir yolu soluğumuzu düzenlemektir. Örneğin, aldığımız her bir soluğu bilerek uzatmak yoluyla daha fazla enerji alacak biçimde kendimizi eğitebiliriz."
Clara ayağa kalktı ve onun gölgesini dikkatle izlememi istedi. Gölgesinin tümüyle durgun olduğunu fark ettim. Sonra bana ayağa kalkıp kendi gölgeme bakmamı söyledi. ağaçların rüzgar yapraklara dokunduğu zamanki gölgelerindeki gibi hafif bir titremeyi fark ettim.
"Niye gölgem titriyor?" diye sordum. "Tümüyle hareketsiz durduğumu sanıyordum."
Clara, "Gölgen titriyor çünkü içinde duygu rüzgarları esiyor." diye yanıtladı. "Özetlemeye ilk başladığından daha sakinsin, ama içinde hala kalmış olan büyük bir dalgalanma var."
Bana sağ bacağımı dizim kırık olarak kaldırarak sol ayağımın üstünde durmamı söyledi. Dengemi sağlamaya çalışırken sallandım. Onun tek ayağı üzerinde iki ayağıyla durduğu kadar kolay durmasına ve gölgesinin tümüyle hareketsiz olmasına hayret ettim.
Clara ayağını yere koyup diğerini kaldırarak "Dengeni korumakta zorlanıyor gibi görünüyorsun," dedi "Bu düşüncelerinin ve duygularının, ne de soluğunun rahat olmadığı anlamına geliyor."

Büyü Geçişleri / Taisha Abelar

7 Mayıs 2016 Cumartesi

Narcissus

"Olağanüstü yakışıklı bir delikalı olan Narcissus kendisine aşık olanlara tepeden bakardı. Tanrılar onu cezalandırmak için bir su birikintisinde gözüne çarpan kendi görüntüsüne aşık olmasını sağladılar. Sadece kendi yansımasına tutulduğunu ve bu yansımasının aşkına karşılık vermeyeceğini anlayan Narcissus intihar etti."
Mitoloji 101 / Kathleen Sears



Eymir Gölü - ODTU


Bulutların sudaki yansıması.
Harika bir fotoğraf olmuş.

Salçalı Ekmek

Küçükken sokağa oyuna çıkmadan önce mutfakta annenizden salçalı ekmek istemez miydiniz?
Bir dönemin çocukları salçalı ekmekle büyümüştür.

Resim : http://www.radikal.com.tr/yazarlar/yuce-zerey/salca-ekmek-1313683/

Ayrıca soğuk sütü kaba koyup, içine ekmek doğrayıp, sonrada şeker ekleyerek yemediniz mi? eski zamanların cornflakes' i...

16 Nisan 2016 Cumartesi

30 Mart 2016 Çarşamba

Daha genç biyolojik yaş.

Yaşlanmanın standart ölçümlerinde, uzun bir süredir (beş yıldan daha fazla) Transandantal Meditasyon uygulayanların kronolojik yaşlarından on iki yıl (12 yıl) daha genç oldukları saptanmıştır.
İyileştiren Nefes / Luis S.R.Vas




16 Mart 2016 Çarşamba

Düşler



Gördüğün düşler hakkında bilgi almaya geldin, dedi bunun üzerine yaşlı kadın. Ama düşler Tanrının diliyle konuşurlar. Tanrı dünyanın diliyle konuşursa bunun yorumunu yapabilirim. Ama senin ruhunun diliyle konuştuğu zaman bunu yalnızca sen anlayabilirsin.

Paulo Coelho Simyacı

13 Mart 2016 Pazar

Ametist Kuvarsı

Ametist (mor renkli) kuvars kristalleri son derece güzel olmalarının yanı sıra, onları Yeni Çağ şifacıları ve terapistleri için vazgeçilmez kılan güçlü enerjilere sahiptirler. Bu tür salkımlar tedavi odasına yerleştirildiklerinde, güçlü, arındırıcı bir enerji yayarak hem şifacıyı hem de hastayı uyarırlar.

Ametist


Bu tür salkımların enerji alanları, benzer büyüklükteki kaya kuvarsı salkımları tarafından yansıtılandan daha az güçlü görünseler de, ametist kuvarsının şifa sırasında kullanılmasından doğan yararlar ölçülemez. Özellikle, bu tür salkımlar tarafından üretilen enerjinin sinir sistemi üzerinde yararlı bir etkisi vardır, bunlar şifa vermeye çalışan terapistlere büyük yardım sağlarlar.




Tahriş edici vir cilt hastalığından rahatsızlık duyuyorsanız, hasta bölgenin üzerine, sivri ucu aşağı gelecek şekilde yerleştirilen bir ametist salkımı çok geçmeden büyük bir rahatlama sağlayacaktır. Acı verici bir göz rahatsızlığı olanların gözlerinin 3-5 cm. üzerinde tutulan ametist salkımı bir "sevgi" düşüncesiyle uyarıldığında, laser gibi şifa enerjisi salar ki bu da gözlerdeki gerilimi azaltır.

Kristal Mucizesi / Edmund Harold   - Akaşa Yayınları

12 Mart 2016 Cumartesi

Evrenin Ruhu

Paulo Coelho - Demli Hayat


Deveci hiçbir karşılık vermedi; delikanlının kendisine anlattığı şeyi anlıyordu. Yeryüzündeki herhangi bir şeyin, her şeyin yaşamını anlatabileceğini biliyordu. Bir kitabın herhangi bir sayfasını açarak birinin elini inceleyerek ya da bir başka yöntemle, o anda yaşamakta olduğumuz deneyimle bir ilişki kurabiliriz hepimiz. Aslında, nesneler kendiliklerinden hiçbir şey açıklamaz; insanlar bu nesneleri gözlemleyerek Evrenin Ruhu' nu anlama yöntemini keşfedebilir.
Simyacı / Paulo Coelho

4 Mart 2016 Cuma

Işınla beni Scotty - Beam me up Scotty

Atılgan'ı  herkes çok iyi bilir. Kaptan Kirk' ün meşhur sözüdür "Işınla beni Scotty."  Kaptan Kirk'ün en zor anlarında bir kurtuluş sözcüğüdür bu. Bütün gemi mürettebatı gemiye ışınlanıverir.

Çocukken biz de bileğimize basar, "Işınla beni Scotty" diye oyun oynardık. Daha büyüdüğümüzde keşke ışınlama diye bir şey olsa şimdi istediğimiz yere gitsek derdik.

Peki nedir bu ışınlanma...
Yüzyıllardır insanlık ışınlamanın formülünü aramıştır. Bu konuda birçok deneyler yapılmış ve çok çeşitli iddialar ortaya atılmıştır. 2006 yılında Niels Bohr Enstitüsündeki bilim adamları ışık ve gaz atomları arasında ışınlanma olayını gerçekleştirdiklerini bildirmişlerdir. Birçok makalede atomların yüzlerce kilometre uzağa gönderildiğine dair yazılar mevcuttur. Hatta yıllar öncesinde Philedelphia Deneyinden bahsedilmektedir. Bu deneye göre bilim adamlarını bir destroyeri 600 km'lik bir mesafeye götürüp, geri getirdiği iddia edilmektedir. Ancak ABD askeri kayıtlarında buna yönelik bir bilgi olmadığını açıklamıştır.

Tüm bu bilimsel deneylerin ve iddiaların ötesinde sizlere başka bir şey anlatmak istiyorum.
Gerçekte hemen yarın ışınlanmanın icat edildiğini düşünün. Hatta bunu telefonlarımıza yükleyeceğimiz basit bir programla yapabileceğimizi hayal edin. Programı çalıştırıyoruz, google maps'i açıyoruz, koordinatları seçiyoruz ve tamama basıyoruz. Hoooooop "Işınla beni Scotty."
Peki hayatımızda neler değişirdi. 


Bayanlar için söylüyoum; sabah kalktınız, işe gitmek için giyinmemiz gerek, ama en çok sevdiğiniz ayakkabı arkadaşınızın evinde kalmış. Cep telefonunuzda programı çalıştırıyorsunuz, arkadaşınızın evine gidiyorsunuz, arkadaşınız uyuyor, uyusun boş verin, ayakkabıyı alıp geri geliyorsunuz, hatta geri gelmiyorsunuz oradan hooop işe..
Erkekler için söylüyorum; iştesiniz, patron yok, bas düğmeye, hooopppp Puket Adası, fıstıklarla plajda, hemen biraz yüzün,telefon çalıyor, patron geldi, hooooop işe masaya...Eşiniz mutfakta yemek yapıyor, bas tuşa hatunların yanına, sonra hoooop geri eve..
Öğrencileri düşünsenize, istedikleri okula hooopp, dersten kafeyeee hooppp
İşin şakası bu....
Gerçekte ne olur. Tüm insanlık son bulur. Evet iddiam bu insanlık son bulur. Nasıl mı?
Önce fiziksel çevreden başlayayım. Yollara ihtiyaç yok. Yani şehirlere, şehirler arasına yol yapmaya gerek yok. Çünkü kimse kullanmaz. Arabalara, uçaklara, trenlere hiçbirine ihtiyaç yok. Petrole ihtiyaç yok. Yani seyahat için hiç kimse para harcamayacak. Sonuç olarak şehirlerde yolların sokakların olmadığını düşünün. Çünkü hiç kimse bunları kullanmayacak.
Petrole ihtiyaç yok dedim az önce. Petrole yakıt için ihtiyaç olmadığında dünyanın dengelerinin nasıl altüst olacağını hayal edin. Bütün uluslararası kurallar ve dengeler değişecek.
Otellere ihtiyaç yok. Çünkü kimse otelde kalmayacak İstediğiniz yere ışınlanma imkanı varken otele kim para harcar.
Okullara, ihtiyaç yok. Niye okuyalım ki..
İstanbul' a 200.000 yataklı bir hastane yeter, bütün doktorlar ve hastalar oraya ışınlanır.
Yani hayatımızda şu an önemli olan birçok maddi şeye ihtiyaç kalmaz..
Duygusal yaşantımıza baktığımızda; aldatmalar, yalanlar, ikiyüzlülük, hırsızlık gibi aklınıza gelebilecek her şey alır başını yürür...
Sizin aklınıza gelen neler var onları merak ediyorum...

25 Şubat 2016 Perşembe

18 Şubat 2016 Perşembe

Gölgelerle oynamak - Hatırlasan evliya olurdun.



Yaşlı adam Bahçelievler 3.Cadde' de kaldırımda oturuyordu. Güneş arkasından vuruyor ve  yolun üzerine düşen elinin gölgesiyle şekiller yapıyordu. Yoldan geçen insanlar, ihtiyara alaylı bir şekilde bakıyor, yaptığı hareketlere gülüyorlardı. Hatta bazıları laf atıyor; "hey ihtiyar bu ne dansı" diye dalga geçiyorlardı. 
Apartmanın üçüncü katındaki balkonumdan olup bitenleri en başından beri izliyordum. İçeriye girdim. Adamın deli olduğunu düşündüm. Allahım sen insanları dalga geçilecek duruma düşürme diye içimden dua ettim.
Bir kaç saat sonra markete gitmek için apartmandan dışarıya çıktım. Yaşlı adam dizlerini göğsüne çekmiş durumda kaldırımda oturuyordu. Yavaşça yanına yaklaşıp onu taklit ederek oturdum.
-"Merhaba" dedim.
Yaşlı adam başını kaldırıp, bana baktı.
-"Merhaba" diye karşılı verdi.
Adamla yüz yüze geldiğimde şaşırıp kaldım. Ailemde ve çevremde çok fazla yaşlı insan tanıyordum. Hepsi yaşının verdiği fiziksel ve ruhsal duruma ayak uydurmuşlardı. Anca bu adam sanki yirmi yaşındaki bir delikanlıyı makyajla yaşlandırmışsınız gibi duruyordu karşımda. Yüzü yaşlı ama içi yirmi yaşındaki bir delikanlı gibi...
Şaşkınlıktan bir şey söyleyemedim. Hatta niye onun yanına oturduğumu bile unutmuştum. Gerçekten bu adamın yanına niye oturmuştum. Ona ne diyecektim. Beni onun yanına oturtan içsel güç neydi.
Ömrümde ilk kez böyle bir yaşlı görmüştüm.
Kolunu kaldırdı.
-"Kolunu kaldır." dedi.
Ses tonu da baskın ve kalındı. Yaşlı konuşması değildi.
Şartlanmış bir şekilde sorgulamadan kolumu onun yaptığı gibi kaldırdım.
-"Görüyor musun?"dedi.
-"Neyi?" diye sordum.
-"Kolunun gölgesini" dedi.
-"Evet görüyorum." dedim ve ekledim."Niye bunu yapıyorsun. Bütün insanlar seninle dalga geçiyorlar. Sabahtan beri burada garip hareketler yapıyorsun. Evine gidip, yatsana. Televizyon izlesene..Ya da parka gidip otursana" dedim. Amacım ona yardım etmekti. Etrafta olup bitenin farkına varmasını sağlamaktı. Çünkü insanların onunla dalga geçmesi beni üzmüştü. Ses tonuyla, bakışıyla zamanında etkili ve kudretli bir kişiliği olduğu belliydi.
-"Gölgene bak" dedi.
Dikkatimi kaldırmış olduğum kolumun yola düşen gölgesine çevirdim.
-"Görmüyor musun?" dedi.
-"Hayır.Neyi görmem gerekiyor?" diye sordum.
-"Gölgenin dansını" dedi.
Bu adama kesin deliydi. Gölgemin dansı da ne demekti?
-"Dikkatli bak" dedi. " Özellikle gölgenin kenarlarına bak" diye ekledi.
Daha dikkatle gölgemin kenarlarına, güneşle karanlık arasındaki çizgiye odaklandım.
-"Pek bir şey göremiyorum." dedim.
-"Daha dikkatli bakmalısın" dedi.
Birkaç dakika ses çıkarmadan gölgemin güneşle gölgeyi ayıran kenarlarına baktım. Gölgemin kenarlarında aydınlık olan bölgeye doğru gölge titremelerini ve uçuşmalarını gördüm.
Heyecanla,
-" Aaaa bir şeyler görüyorum." diye bağırdım. Hafifçe kolumu oynattığımda gölgemin kenarlarında tuhaf şekiller oluştuğunu gördüm. Ömrümde ilk kez böyle bir şeye tanık oluyordum. Bu yaşıma kadar ilk kez gölgemi izliyordum. 
Etraftan geçen insanların bize bakıp, güldüğünü hatta hakkımızda deli bunlar dediğini işittim.
Kolumu indirip, 
-"Nedir bu?" diye yaşlı adama sordum.
-"Gölge oyunu" dedi ve devam etti."Küçüklüğünde bu oyunu çok oynardın. Bütün bebeklerin en çok sevdiği oyun budur evlat. Hatta ilk oynadıkları oyun budur. Bizler büyüdükçe bebeklik anılarımızı unuturuz. Bebekken sahip olduğumuz olağanüstü güçlerimizi de. Sen bebekken gölgen senin en büyük arkadaşındı. O dans eder, sen onu izlerdin. Çevrende buna benzer çok arkadaşın vardı. Büyüdükçe enerji kanalların kapandı ve bebeklik dönemine ait bir çok anı ve güç silindi gitti."
-"Peki niye bunları hatırlayamıyorum?"
-"Hatırlasan evliya olurdun" dedi.
-"Kimsin sen?" dedim.
-"Asım' la Reşat' ın arkadaşı." dedi.
Bu da onlardandı.



14 Şubat 2016 Pazar

Sen bu şarkının adı olmalısın - 14 Şubat sevililer günü şarkısı

14 Şubat Sevgililer günü şarkısı

Ben aşkın gücüne inanıyorsam sen bu şarkının adı olmalısın.


 Dünya durdukça, nefes aldıkça
 Ölüm bile seni benden almasın



Yonca Lodi 12 Ay 

Eylül'ün sarı saçları
Ekim'in inatçı hüznü
Kasım yağmurlarında
Öptüm mahzun yüzünü

Kapın hep bana Aralık
Her Ocak'ta sevdan tüter
Şubat akşamlarında
Gülüşlerin bana yeter

Sebebi oldun bende içimdeki sevincin
Aşk ateşten gömlekse yerim senin için
Dünya durdukça, nefes aldıkça
Ölüm bile seni benden almasın

Ben aşkın gücüne inanıyorsam
Sen bu şarkının adı olmalısın.
Mart'ın camları buğulu
Nisan'ın yüzünde bahar

Gözlerin sanki bir Mayıs
Benim sevdam dağlar kadar
Haziran'ın başı döner
İki gözüm iki Temmuz

Ağustos'a selam çakar
Beni cayır cayır yakar
Sebebi oldun bende içimdeki sevincin
Aşk ateşten gömlekse yerim senin için

Dünya durdukça, nefes aldıkça
Ölüm bile seni benden almasın
Ben aşkın gücüne inanıyorsam
Sen bu şarkının adı olmalısın.

Yanınızda not defteri taşır mısınız?



Küçüklüğümden beri hafızama çok güvenirim. Özellikle yön ve yer hafızama. Çok ilginç değil mi; hafıza deyince aklımıza zeka gelmekte çoğu zaman. Hafızası kuvvetli olan insanların zeki olduğunu düşünürüz. Bir açıdan doğrudur ama genelleme yapak insanı yanıltır. Çünkü benim yön ve yer hafızam kuvvetli ama kişi hafızam o kadar kuvvetli değildir. Mesela üniversite yıllarımı çok hatırlamam ama o yıllarda gittiğim evleri, yerleri, dükkanları, hemen hatırlarım sanki dün gitmiş gibi.
Okul yıllarımda, Richard Bach' ın bir kitabını okurken gece yatağının hemen ucunda not defteri ile uyuduğunu okumuştum. Ne gereksiz diye düşündüm. Sabah kalkınca ben hatırlarım, niye hatırlamayayım ki diye düşünürdüm.

Daha sonraları birçok yazar ve şairin hatta bilim adamlarının, küçük not defterleri ile dolaştığını öğrendim. 

Şimdilerde işler daha kolay, yanımızda milyonlarca kelimeyi yazacak hatta ses olarak ve hatta video olarak kaydedecek akıllı telefonlar mevcut.
Ama tüm bunlara rağmen kendime yanımda taşıyacağım küçük bir not defteri edinmem gerektiğine karar verdim. Neden mi? 
Geçenlerde yazdığım küçük hikayeleri birleştirip, onları bir kitap haline dönüştürme kararı aldım. Blogumda hikayeler yazarken de aklıma birçok hikaye geliyor daha sonrasında ise aklımdan geçirdiğim hikayelerin detaylarını tam olarak hatırlayamıyordum. Hele kitap yazma fikrinden sonra, çok fazla fikirler aklımda uçuşuyor ama daha sonrasında yeni fikirler eskilerini örtüyor ve hatırlamama izin vermiyordu.
Bu yüzden küçük bir not defteri edinmemin iyi olacağını düşündüm.

7 Şubat 2016 Pazar

Richard Bach - Bir

Richard Bach - Bir



Üniversitenin ilk yıllarında okumuştum bu kitabı.
Aslında o dönem Richard Bach' ın tüm kitaplarını okumuştum.
Martı Jonathan Livingston, Mavi Tüy Donald Shimoda, Bir Leslie Parrish
Bir Çift Kana, Sonsuza Uzanan Köprü, Hiç Bir Şey Rastlantı Değil.
İsimleri hiç unutmamışım ama karakterleri ve konuları bazı kitaplar için hayal meyal hatırlıyorum.
Son olarak da Hipnozcu' yu okudum.

6 Şubat 2016 Cumartesi

Eski Kamplar

Eskiden gittiğimiz kamplarla ilgili resimler.
Aşağıdaki resim bedil kampından. İlk gelen biz olmuştuk. Ertesi günü burada çadır kuracak yer kalmamıştı. Kamp alanı taşlarla çevrili. Yani köylüler burada kamp yapılması için bir alan yapmışlar. Motor kulüpleri buraya gelip, kamp yapıyorlar. Bazı yıllar kamp sırasında ağaç ekme günleri yapılıyor. Köylüler için de gelenler için de güzel anlar...


Kamp alanının ve köyün tepeden görünüşü.


Ertesi günü yüzün üzerinde motorsikletli kampa katılmıştı.


Kamp olunca ateş olmaz mı..Olmazsa kamp olmaz...


Aşağıdaki kamp alanı Eskişehir _ Kırka dan.


Sabaha karşı tilkilerden korkumdan tuvalete gidememiştim.


Kuzu çevirme.


Kamp alanı


Çadırlar küçük 2 kişilik. Çadırda kalmak istemeyenler arabada yatmıştık.




Kızılcahamam daki kamp alanı.


Yedigöllerdeki kamp alanı.


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...