30 Aralık 2015 Çarşamba

Yaratma Süreci


Hayat yaratıcılıktır, keşif değil.
Yaratma sürecinin araçları ise;
Düşünce,
Söz,
Davranıştır.
Tanrı ile Sohbet / Neale Donald Walsch

27 Aralık 2015 Pazar

Hayat Gerçekleşiyor



Yaşamdaki durumlar da tam olarak insanlar gibidir. Yaşamda hangi durumda olursanız olun, onun içerisindesinizdir, çünkü bir şekilde onunla da titreşimsel denklik içerisinizdedir.
Eğer "kötü bir durumdaysanız", bunun için hiçbir şekilde sorumluluk almak istememenizi ve hatta bunu itiraf etmeniz gerektiğine dair mutlak düşünceden de pekala rencide olabileceğinizi biliyorum.
Ancak, titreşimsel rezonans içerisinde olduğumuz o şeyleri yaşantımıza çektiğimize dair Çekim Yasası' nın en basit temel dayanağını anlayıp kabul ettiğinizde yasayı hiçbir şeyin "kıramayacağını" er ya da geç görebileceksiniz. Eğer bir şeyle rezonans içerisinde değilseniz, o şey yaşantınızın bir parçası olamaz. Direnç, onu kolayca bir kenara itecektir.

Bob Doyle/Power

25 Aralık 2015 Cuma

İyileştiren Nefes


"Siz endişeli, sıkıntılı, huzursuzken ya da kafanız karışıkken, bedenin içinden daha çok dışında prana vardır. Kendinizi iyi hissetmediğinizde, prana' nın kalitesi ve bedenin içindeki yoğunluğu azalmıştır. Bedende çok az prana' nın bulunması sıkışıp kalma ya da kısıtlanma hissi olarak ifade edilebilir. O ayrıca herhangi bir şey yapma dürtüsünden, isteğinden yoksunluk olarak da ortaya çıkabilir; siz cansız ve ilgisizsinizdir, hatta depresyondasınızdır. Bedende prana yokken fiziksel hastalıklara yakalanabilirsiniz. Yoga Sutra, nefesteki düzensizliklerin çok farklı formlar alabileceğinden söz eder. Öte yandan, ne kadar dingin ve dengeliysek, prana' mız bedenimizin dışına o kadar az dağılır. Ve eğer tüm prana bedenimizin içindeyse, hastalıklara yakalanmayız."
İyileştiren Nefes/Luis S.R.Vas

20 Aralık 2015 Pazar

Hayatımı değiştiren olaylar

İlkokul son sınıftaydım. Başarılı bir öğrenci miydim bilmiyorum? Zaten o zamanlarda bir ilkokul öğrencisi için başarılı olmak, sınıfınızdaki kişilerle aranızdaki farkla ölçülebilirdi ancak. İlkokula ait anılarım da zaten oldukça zayıftı. Ancak başımdan geçen bir olay vardı ki hiç unutmamıştım. Ekim ayının bir cumartesi günüydü. Sabah saatleriydi. İzmir Göztepe Kız Meslek Lisesi' nin bahçesinde top oynuyorduk. Top bir an için merdivenle inilen başka bir bahçeye düştü. Her zamanki gibi hiç kimse topu almaya gitmek istemiyordu. Herkes birbirine bakıp bekliyordu. İşte o sırada merdivenlerden benim yaşlarımda bir kız çocuğu elinde topla geldi. Topu diğer arkadaşlarımın olduğu tarafa atarak bana doğru ilerledi. "Benimle gelmen gerekiyor." dedi. Çok etkileyici, büyülü bir kızdı. Küçük yaşta bile bu farkettiğim bir ayrıntıydı. Nedense hiç itiraz etmedim. Hemen peşine takıldım. Bir saatten fazla sokakların arasında yürüdük. Daha sonradan Göztepe'den Halil Rıfat Paşa'ya kadar yürüdüğümüzü öğrenmiştim. Eskilerin beton yol dediği bir yere gelmiştik. Kız beni başka bir okulun bahçesine götürmüştü. Okul açıktı. Üçüncü katta 207 no'lu sınıfın önüne gelmiştik. "İçeri gir başlamak üzere." dedi. Sınıfa girdim. İçeride bütün sıralar doluydu. Öğretmen "Çabuk acele et. En arkaya geç sınav yeni başladı." dedi. En arka sıraya oturdum. Önüme bir sınav kitapçığı, birde çoktan seçmeli sınavların işaretlendiği bir cevap anahtarı koymuşlardı. Ömrümde ilk kez bunları görüyordum. Öğretmen bu durumumu anlamış olacak ki, soru kitapçığını açarak bu soruyu oku cevabı da bu kağıttan kutucuklara işaretle diye anlatmıştı.
Her şeyi daha sonradan öğrenmiştim. Burası İzmir Büyük Dershane' ydi. Bu haftasonu yapılan seviye tespit sınavıydı ve ben bu sınavda dereceye girmiştim. Ücretsiz olarak kaydettiler. Orta okulu ve liseyi en iyi derecelerle bitirdim. Üniversite sınavında yüksek bir puanla Hacettepe Tıp Fakültesine girdim.
O günkü o kız bütün hayatımın akışını değiştirmişti. Ben de diğer arkadaşlarım gibi ilkokulu bitirecek ve sonra da çırak olarak bir yerlerde çalışacakken, bir dershanenin özellikli öğrencisi olmuş, yıllarca başarılı bir okul hayatı geçirmiştim.  
Uzun yıllara bu olayı unutmuştum. Sanki hiç yaşanmamıştı.
Üniversite birinci sınıftaydım. Final sınavında  yine soru kitapçıkları önümde cevap anahtarında soruları işaretlemiştim. Sınavın bitmesine birkaç dakika kalmıştı. Denetmenlerden biri topuklu ayakkabısının çıkardığı sesle amfideki merdivenleri inerek yavaşça yanıma yaklaştı. Cevap anahtarımı eliyle kapattı. Başımı kaldırıp denetmene baktım. Kağıttan elini çekti. İki yüz soru nun tamamını işaretlemiş olmama rağmen, elini kağıdın üzerinden çektiği anda cevap kağıdı tamamen silinmişti. Bomboştu. Şaşkınlıkla denetmene baktım. O yüzü ikinci kez görüyordum. Yüz hatları hiç değişmemişti. İzmir Göztepe Kız Melek Lisesi bahçesindeki ilk gördüğüm andan hiç farkı yoktu. Sadece fiziki olarak büyümüştü. O sırada zil çaldı, sınav bitmişti. Soru kitapçığını ve cevap kağıdını alarak yanımdan uzaklaştı. O yıl sınıfta kaldım. Hayatım yine tamamen değişti.
Peki bütün bunları niye yazıyorum. 
Bu hafta sonu Mevsim'i bale kursuna götürmüştüm. Ansera' da kafe'de dersin bitmesini bekliyordum. Başım önde Tanrılar Okulu' nu okuyordum. Masama biri yaklaşıp oturdu. Başımı kaldırdığımda onu gördüm. Görür görmez tanıdım. "Yaz" dedi. "Anlamadım. Neyi yazayım dedim." Tekrar "Yaz" dedi ve hızlıca kalkıp gitti.

9 Aralık 2015 Çarşamba

Öğrencilik Anıları

Her zaman yaptığımız gibi Tinto Blanco'da çocuklara yemek yedirdim. Yemek sırasında Tinto Blanco'da barkovizyonda Joan Baez ile Mercedes Sosa, Gracias A La Vida 'yı birlikte söylüyorlardı. Harika bir videoydu. Hemen alta videoyu ekledim.






Tabi bu videoyu izlerken anılar aktı gitti..1989 yılında Joan Baez' in Ankara Hipodrom'undaki konserini hatırladım. Ankara' nın ılık bir akşamüstüsünde yayılmıştık çimenlere. Başımızda kavak yelleri, elimizde biralar..Joan Baez..

Geçen Temmuz'da Zeynep Oral' ın bu konserle ilgili bir yazısı vardı Cumhuriyet' te.

"Ankara’da Murat Karayalçın belediye başkanı... (1989) Ankara Hipodromu’nda konseri var. Tam üniversite sınavlarının bittiği günün akşamı. 50 bin genç Hipodrom alanını doldurmuş. Finale doğru herkes ayakta! Gençler sarmaş dolaş dans ediyor. “Gracias a la Vida” şarkısını finalde beş kez tekrarlatıyorlar.. “Gençler birbirlerinden ayrılsın istemedim” diyor, bir daha söylüyor. Bir de polislere rica ediyor, “Kasklarınız çok parlıyor, acaba çıkarabilir misiniz” diye. Ve evet, evet çıkarıyorlar. Hepimiz polisleri alkışlıyoruz!"




Daha sonralarda Joan Baez' in Türkiye'ye ilk kez 1989 yılında geldiğini Refik Durbaş'ın Sabah Gazetesi'ndeki yazısından öğrendim. İlk olarak İstanbul'da konser vermiş. Bu konser öncesi Sultanahmet'i gezmiş. Ayasoyfa ve Sultanahmet Caminden etkilenmiş. İstanbul üzerine duygularını bir şiire dökmüş. Refik Durbaş'ın bu güzel yazısının geri kalanını olduğu gibi aktarıyorum. 

"Konseri vereceği gün Sultanahmet'i dolaşır. Ayasofya ile Sultanahmet camisinin kardeşliğine vurulur. Boğaz'ın güzelliği duygularını ayaklandırır ve bu heyecanına bir şiirle hayat vermek ister. İstanbul'un güzelliği karşısında duygularını söylediği şarkılarla birlikte şiiriyle de paylaşmak istemektedir. 
O yıllar "Milliyet Sanat Dergisi"ni yöneten Zeynep Oral, şiiri Türkçe'ye çevirmiştir, buna bir de "şair eli" değsin diye düşünür. 
Akşam, Lütfi Kırdar Spor ve Sergi Sarayı'nda konser başlamak üzeredir.
Sahnede Joan Baez ile Genco Erkal... Ve sürpriz: Genco Erkal şiirin Türkçe'sini, Baez de İngilizce'sini okuduktan sonra şöyle diyecektir: "Ben, İstanbul üzerine duygularımı kelimelere dökmeye çalıştım, ama duygularım Türkiye'nin iyi bir şairi elinde Türkçe'de yeniden yaratıldı. Bu şaire, Refik Durbaş'a teşekkür ederim."" 
(http://www.sabah.com.tr/yazarlar/durbas/2004/07/21/yuregin_sesi_joan_baez)


O günkü konser gününü üzerinden uzun yıllar geçmesine rağmen çok iyi hatırlıyorum. Daha yolun başındaydık...

6 Aralık 2015 Pazar

Tanrılar Okulu



İnsanlar uzun yıllar boyunca kendilerini ıstırap ve yoksulluğa adadıkları  kadar kararlı bir şekilde, güzellik ve uyum içinde olmaya adasalardı ve düşüncenin yaratıcı gücünden haberdar olabilselerdi, geçmişi ve kaderlerini dönüştürebilirlerdi. Dünya bir yeryüzü cenneti olurdu.
Dreamer
Tanrılar Okulu
#kitapagaci
#kitapagacikisiselgelisimkulubu

MARTI JONATHAN LIVINGSTON - RICHARD BACH


Bu bir martı kitabı değildir.




Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...